|

BALIKLARIN YÜKSEK VERİMLİ YÜZME TEKNİKLERİ
PENGUENLER VE POTANSİYEL ENERJİ-KİNETİK ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ
DENİZ ALTINDAKİ TEPKİLİ YÜZME SİSTEMLERİ

Günümüzde modern denizaltı gemilerinin yapımı için
ileri teknolojiler kullanılmakta, çok sayıda uzman mühendis ve bilim
adamı çalışmaktadır. Amaç su altında daha fazla kalabilen, daha az
enerjiyle, daha fazla hareket kabiliyeti olan makineler üretmektir.
Ne var ki bütün çalışmalara ve seferber edilen imkanlara rağmen bu
gemilerde başarılabilen sadece geminin su altında ilerleyebilmesi,
gerektiğinde yükselip alçalması ile sınırlıdır.
Bütün bunların yanı sıra denizaltıların derinlerdeki basınçtan
etkilenmemeleri için çok sağlam metallerden imal edilmesi gerekir.
Ayrıca deniz dibinde bu araçlarda yaşamın sürdürülebilmesi için
geminin oldukça fazla bir bölümünün ihtiyaç malzemeleri ile doldurulması
da gerekmektedir. Dolayısıyla denizaltıların, su altındaki hareket
kabiliyetleri sınırlıdır. Bu konudaki çalışmalar sürdürülmekte,
problemler çözülmeye, bu gemilerde kullanılan teknoloji geliştirilmeye
çalışılmaktadır. Ancak burada dikkatten kaçmaması gereken çok önemli
bir nokta vardır.
Denizin altında yaşayan çok sayıda ve çeşitte canlı vardır. Bu
canlılar da basınca maruz kalmakta, beslenme, korunma gibi ihtiyaçlarını
deniz altında karşılamaktadırlar. Ancak yukarıda denizaltılar için
saydığımız konulardan hiçbiri deniz canlıları için problem oluşturmaz.
En küçük balıktan en büyük balinaya kadar tüm deniz canlıları üstün
bir manevra kabiliyeti ile rahatça hareket eder, vücut ağırlıklarını
ustaca kullanarak en yüksek verimle yüzer, rahatça beslenirler.
Bunun nedeni her cins balığın yüzme sistemlerinin mükemmel şekilde
tasarlanmış olmasıdır. Yüzgeçlerinin yeri özel seçilmiştir, kuyruk
şekli, solungaç büyüklükleri, derilerindeki girinti ve çıkıntıları
ihtiyaçlarını en kusursuz biçimde sağlayacak niteliklerdedir.
İlerleyen sayfalarda verilecek örneklerde de görüleceği gibi canlılardaki
tasarım eksiksizdir. Basınç, beslenme, solunum, korunma gibi ihtiyaçlarının
tümünü rahatlıkla karşılayacakları sistemler vücutlarında ilk ortaya
çıktıkları andan beri vardır. Aksi bir durum söz konusu değildir,
çünkü bu canlıların eksik sistemlerle deniz altında yaşamaları mümkün
değildir.
Bu ise deniz altı canlılarının bir anda eksiksiz olarak ortaya
çıktıklarını yani tümünü Allah'ın yarattığını bize kanıtlar.
BALIKLARIN YÜKSEK VERİMLİ YÜZME TEKNİKLERİ
Hemen hemen tüm makineler sabit bir eksen etrafında,
sabit bir dönme hızında hareket eden ve şaft denen parçalar aracılığı
ile güç üretirler. Hayvanlar da güç üretirler, ancak onların çalışma
sistemi makinelerden çok farklıdır. Hayvanların bütün vücutları
kan damarları ve sinirlerle sarılmıştır. Bu nedenle makinelerden
çok daha mükemmel bir tasarıma sahip olan ve ileri-geri hareket
eden manivelaya benzeyen yapılar sayesinde hareket ederler. Canlıların
güç üreten motorları, büzülüp esneme özelliğine sahip olan kaslarıdır.
|

|
|
Allah balıkları suyun
içinde zorlanmadan hareket etmelerini sağlayacak bir vücut
şekli ile yaratmıştır. Balıkların, ön tarafı oval, arka tarafı
sivri bir mekiğe benzer vücut yapısı suyun sürtünme etkisini
en aza indirir. Bazı balıklar örneğin Vatoslar böyle bir forma
sahip değildir. Ancak bu balıklar da, su içinde, zorlanmadan
hareket edecek başka ideal formlara sahiptir.
|
Bu motorların bir örneğine su canlılarında rastlamak mümkündür.
Su altı canlılarındaki her bir manivela birbirine öyle bir biçimde
bağlanmıştır ki, hareket tek bir düzlemde gerçekleşir. Bu hareketi
balıkların sudaki yüzüşünü düşünerek gözünüzde canlandırabilirsiniz.
Balığın omurgası, yerde kıvrılıp giden bir yılan gibi devamlı olarak
sağa sola kıvrılır.
Bir balığın yüzebilmesi için kuyruğunu sallaması yeterlidir. Normal
şartlar altında kuyruk bir yöne büküldüğünde, balığın ön tarafının
arka tarafın tam tersi yönde ve aynı şiddette savrulması gereklidir.
Ancak böyle olmaz. Çünkü balıkların vücutlarının ön tarafı bu etkiyi
ortadan kaldıracak biçimde yaratılmıştır.
Aynı zamanda su, hareket esnasında baş tarafa dikey bir kuvvetle
etki eder. Tüm bunlar baş kısmın su içindeki salınımının, kuyruk
kısmındakinden daha küçük olmasına neden olur. İki taraf arasındaki
bu farklılık balığın su içindeki hareketini sağlar.
Balığın ileri doğru hareket hızı, yüzgecin balığın omurgasından
geçen eksenin sağına ve soluna gidiş geliş hızı ile doğrudan bağlantılıdır.
Yüzgeç eksene yaklaştığında hız artar, uzaklaştığında da azalır.
Maksimum Verimli Bir Sistem
Acaba bu sistem ne kadar verimlidir? Dalgalanan bir kuyruk, bir
deniz altının motorları ile kıyaslansaydı nasıl bir sonuç alınırdı?
Cambridge Üniversitesi'nden Prof. Richard Bainbridge ve arkadaşları
bir su altı kamerasıyla yaptıkları gözlemlerle bu sorulara yanıt
aramışlardır.
Gözlemler, su altında sakin duran bir balığın korkutulduğunda müthiş
bir hızla harekete geçebildiğini ortaya koymuştur:
Küçük bir tatlı su balığı, 1 saniyede durgun halden 10 vücut boyu
kadar ileri fırlayabilir. 20 cm. boyundaki bir balığın ulaşabildiği
hız ise saatte 8 kilometre kadardır. Balık büyüdükçe hızı da artar.
Prof. Bainbridge, 32 cm. boyundaki bir balığın uzunca bir süre 13
km/saat hızla hareket ettiğini görmüştür.50
Bu hız balığın kuyruk sallama sıklığı ile doğrudan orantılıdır.
Bir balık kısa sürede ne kadar çok kuyruk sallarsa hızı da o kadar
artar.
Balıklar, yüzerken büyük miktarlarda güç harcarlar. Ancak ani hızlanmanın
balıklar için hayati bir anlamı vardır; çünkü hem avlanmak hem de
avcılardan kaçabilmek için ani hıza ihtiyaçları vardır.
Bazı küçük balıklar, durma noktasından maksimum hızlarına saniyenin
20'de biri kadar kısa bir sürede çıkabilirler. Bu sırada ürettikleri
itme kuvveti kendi ağırlıklarının 4 katı kadar olmaktadır.
Bu verilerin ne anlam ifade ettiğini tam olarak anlamak için şöyle
bir karşılaştırma yapalım: Spor arabalar sıfır km.den 100 km. hıza
4 ila 6 saniye arasında çıkarlar. Maksimum hızlarına ulaşabilmeleri
için daha da fazla zamana ihtiyaçları vardır.
Bütün bunların yanı sıra gözardı edilmemesi gereken çok önemli
bir nokta vardır. Balıklar bu üstün performanslarını suyun içinde
gerçekleştirmekte hem de kimi türlerde akıntıya karşı koymaktadırlar.
Suyun direncinin havadan daha fazla olduğu düşünüldüğünde, balığın
son derece üstün bir performansa sahip olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır.
Bu konudaki en güzel örnek hiç kuşkusuz ki somon balıklarıdır.
Denize açılan somon balıkları, ancak doğdukları nehre
varabilirlerse, burada yumurtlayarak nesillerini devam ettirebilirler.
Bu nedenle somonların yumurtlama yerlerine varabilmeleri için, devamlı
olarak nehrin yukarısına doğru, yani akıntıya karşı yüzmeleri gereklidir.
Bu arada karşılarına çıkan şelaleleri de aşmalıdırlar. Bunun için
ise somon balığı bulunduğu noktadan yaklaşık 4 metre ileriye, su
seviyesinden de 2 metre yukarıya sıçramak zorundadır. Böyle bir
sıçrayış sırasında somonların sudan çıkış hızları saatte 24 kilometreyi
bulur. Bu atlayışın sonundaki düşme pek çok canlı için ölüm demektir.
Fakat somon hiçbir zarar görmeden düştüğü yerden yoluna devam eder.
Somon balıkları eğer böyle atlayışları yapabilecekleri bir kas ve
iskelet yapısına sahip olmasalardı elbette yaşamaları mümkün olmazdı.
(Detaylı bilgi için bkz. Somon Balıklarının Şaşırtıcı Yön Tayin
Sistemi bölümü)
|

|
|
Balıklar basit ve sade
bir vücut yapısına sahipmiş gibi görünür. Oysa suyun içinde
hareket etmek için kullandıkları sistem ve mekanizmalar, son
model bir arabadaki kadar hassas bir planlamanın ürünüdür.
|
Balıkların Her Yöne
Hareketi Nasıl Sağlanır?
Bilindiği gibi balıkların su içindeki tek hareketi ileri
geri yönünde değildir. Eğer bir balık su içinde aşağı yukarı hareket
edemezse yaşaması mümkün olamaz. Bu problem de balıklarda yaratılan
başka bir tasarım ile çözülmüştür.
Balıkların vücutlarında hava keseleri bulunur. Bu keseler sayesinde
derinlere inebilir veya su yüzeyine doğru çıkış yapabilirler. Balık
derinlere indiğinde, suyun balık üzerindeki fiziksel etkileri de
değişir. Çeşitli derinliklerde değişen bu şartlara uyum sağlama,
hava kesesindeki gazın azaltılıp, çoğaltılmasıyla sağlanır.
Bunların yanı sıra balıkların ağırlık merkezleri de genellikle
hava keselerinden geçecek şekilde tasarlanmıştır. Böylece dengenin
bozulması halinde yüzgeçlerinin çok küçük hareketleriyle balık yeniden
dengesini sağlayabilir veya istediği pozisyonda durabilir.
Sürtünmeyi Engelleyen Özel Deri
Balıkların pek çoğunun vücutları oldukça dayanıklı bir deri ile
kaplanmıştır. Bu deri, alt ve üst olmak üzere iki tabakadan oluşur.
Üst deri içerisinde mukus salgılayan bezler bulunmaktadır. Mukus
kaygan ya da yapışkan bir yapıda olup, balığın su içerisindeki hareketi
sırasında sürtünmeyi en alt düzeye indirmeye yarar. Dolayısıyla
balıklara daha hızlı hareket imkanı verir. Ayrıca kayganlık özelliğiyle
de balığın düşmanları tarafından yakalanmasını zorlaştırır. Mukusun
bir başka özelliği ise hayvanı hastalık yapan organizmalara karşı
korumasıdır.51
Bundan
başka balıkların üst derisinde keratin52 benzeri
bir tabaka da mevcuttur. Bu tabaka suyun vücuda girmesini engelleyerek,
balığın vücudundaki iç basınç ile dış ortam basıncının dengelenmesini
sağlar. Eğer bu tabaka olmasaydı, içeri su girmesi nedeniyle balığın
vücudundaki basınç dengesi bozulacak ve balık ölecekti.
Görüldüğü gibi balıkların sudaki hareketini kolaylaştırıcı birçok
sistem biraradadır. Bu sistemlerin tasarımları ve fonksiyonları
birbirinden farklıdır. Ancak biri olmadan diğeri bir işe yaramamakta,
herhangi bir eksiklikte canlı ölmektedir.
Örneğin mukus sıvısının hem belli miktarda kaygan, hem de yapışkan
olması gerekmektedir. Aynı zamanda da mikrop öldürücü niteliğinin
olması şarttır. Bütün bu şartların sağlanması ve bunları dev kimyasal
tesislerde değil de balığın derisinin altındaki birkaç milimetrelik
bir tabakada üretilmesi elbette büyük bir mucizedir. Büyük bir ilim
ve kudret gerektiren bu özellikler, balıkları Allah'ın yarattığını
bize kanıtlayan delillerdendir. Allah, gücünün sınırsızlığını bir
ayette şöyle bildirmektedir:
... Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü
O'na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin)
yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"
der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 116-117)
Balıklardaki Benzersiz Duyu Sistemi
Yüzlerce kişilik omuz omuza bir kalabalık içinde olduğunuzu düşünün.
Herkesin sürekli olarak bir sağa bir sola olmak üzere rastgele hareket
etmesi istense, üstelik de karanlıkta... Hiç kimseye çarpmadan hareket
etmeniz uymanız mümkün olabilir miydi? Şüphesiz hayır!
Bizim için mümkün olmayan bu hareketler balıklar için çok kolaydır.
Çünkü balıklar "yanal çizgi" olarak adlandırılan mükemmel bir duyu
sistemine sahip olarak yaratılmışlardır. Bu sistem, vücudun her
iki yanında boyuna uzanan noktalar veya kesik çizgiler halindedir.
Sistemin duyu hücreleri, deri altında bir kanal içerisinde yer alır.53
|

|
|
Evrimciler suda yaşayan balıkların, on milyonlarca
yıllık bir zaman dilimi içinde karaya çıkarak kara canlılarına
dönüştüklerini iddia ederler. Oysa bu tür bir geçişi imkansız
kılan sayısız anatomik ve fizyolojik faktör vardır. Örneğin
balıklar suda yaşadıkları için vücut ağırlıklarını taşıyacak
güçte bir kas ve iskelet sistemine sahiptirler. Oysa karaya
çıktıklarında yaşayabilmeleri için farklı bir yapının var
olması şarttır. Kara canlıları, karadaki ani ısı değişimlerine
uyum sağlayabilecek bir metabolizmaya sahiptir. Oysa denizlerde
böyle ısı değişimleri ve balıklarda da bunun için gerekli
özel bir metabolizma yoktur. Karada yaşayan canlıların susama
duyguları ve su kaybını en aza indirecek bir deri yapıları
vardır. Suda yaşayan canlıların susama duygusu bulunmaz ve
derileri de susuz ortamlara hiç uygun değildir. Kara canlıları
suyu minimum düzeyde kullanmalarını sağlayan böbrek sistemine
sahiptirler. Balıkların yaşadığı ortamda ise su boldur ve
böbrekleri de yoktur. Kısacası sudan karaya geçişin gerçekleşmesi
için böbreği olmayan canlıların bir anda gelişmiş bir böbrek
sistemi edinmiş olmaları gereklidir. Ayrıca balıklar suda
erimiş olan oksijeni solungaçlarıyla alırlar. Suyun dışında
ise birkaç dakikadan fazla yaşayamazlar. Karada yaşayabilmeleri
için, bir anda kusursuz bir akciğer sistemi edinmiş olmaları
gerekir. Tüm bunların aynı canlıda tesadüfen ve aşama aşama
gerçekleşmesi imkansızdır. Sonuç olarak suda yaşayan bir canlının
karaya çıkıp oraya uyum sağlaması yani evrimleşmesi bilimsel
ve mantıksal açıdan imkansızdır.
|
Dış ortamda olabilecek en küçük bir basınç değişimi, su dalgalanması,
akıntı şiddeti ve yönü, yanal çizgiler sayesinde hemen saptanır.
Kara hayvanlarının duyularının tersine balıklar suyun basınç dalgalarını
ve kimyasalları taşımayla, bulundurma özelliğini kullanırlar. Balıklar
bu özel duyuları aracılığı ile titreşimleri yarı hissedebilir ve
yarı duyabilirler. Bu sayede bir düşmanın veya engelin varlığını
nesneyi henüz görmeden fark edebilirler. Avlarının yerini veya düşmanlarının
konumunu belirleyebilir, su akıntılarının içerisinde yönlerini bulabilirler.
Yanal çizgi özellikle yakındaki düşük frekanslı titreşimlere duyarlıdır.
Bu sayede balıklar kıyıdaki adımları veya suyun yüzeyine düşen bir
cismi dahi hemen fark eder ve buna göre önlem alırlar.
Kıyıda konuşabilir, şarkı söyleyebilir veya radyo çalabilirsiniz.
Çünkü balıklar bunlardan ürkmeyeceklerdir. Ancak suyla bağlantısı
olan bir şeyi hareket ettirecek bir şey yapacak olursanız; örneğin
iskeleyi sarsarsanız ya da suya taş atarsanız tüm balıklar ortadan
kaybolacaklardır.
Yakındaki nesneler kendilerine ulaşan dalgayı geri yansıtırlar.
Bu şekilde bir dalganın sahile vurması gibi geriye dönen dalgalar
çok ufak aralıklarla balığın vücuduna ulaşırlar. Balıktaki yanal
çizgiler bu zaman farklılıklarını analiz eder ve balık elde edilen
bilgiden geriye yansıyan dalgalarla etrafındaki görüntüyü anlar.
Balık daha hızlı yüzerek ve daha fazla dalga meydana getirerek daha
fazla bilgi edinebilir.
|

|
|
Balıklar "yanal çizgi"
olarak adlandırılan mükemmel bir duyu sistemine sahip olarak
yaratılmışlardır. Bu sistem, vücudun her iki yanında boyuna
uzanan noktalar veya kesik çizgiler halindedir. Sistemin duyu
hücreleri, deri altında bir kanal içerisinde yer alır.
|
Sistem çok detaylı bir tarama yapabilecek kadar mükemmel çalışır.
Örneğin Meksika kör mağara balığı yaşadığı mağaranın karanlığında
görebilmek için tamamen yanal çizgilerine bağımlıdır. Gözleri olmadığı
halde toplu iğne başından daha küçük nesneleri algılayabilir.54
Özellikle düşük görüş kapasitesi olan sularda, birbirine yakın
kalabalık gruplar halinde yüzen balıklar da, hızlı manevraları hissetmek
için yanal çizgilerinden faydalanırlar.55
Balığın bu duyu organı oldukça kompleks bir yapıdadır. Böyle bir
duyu sisteminin rastgele tesadüflerle, zaman içinde aşama aşama
oluşması elbette mümkün değildir. Ayrıca sistemin tek bir defada
ortaya çıkması da balığın yaşamını sürdürmesi bakımından zorunludur.
Bu durum da, balıkların evrimcilerin iddia ettikleri gibi kademeli
değişikliklerle evrimleşerek ortaya çıkmadıklarını, Allah'ın onları
eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratmış olduğunun bir başka göstergesidir.
PENGUENLER VE POTANSİYEL ENERJİ - KİNETİK ENERJİ
DÖNÜŞÜMÜ
İmparator penguenlerinin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına
denk gelir. Erkek penguen yumurta üzerinde kuluçkadayken, dişisi
doğacak olan yavrusu için besin bulmaya gider. Kuluçka yeri ile
en yakın besin kaynağı arasındaki mesafe bazen 100 kilometreyi geçer.
Anne penguen, yavru yumurtadan çıkana kadar geçen 4 aylık süre içinde
sürekli dolaşarak yavrusu için kursağında besin biriktirir. Anne
yumurtadan çıkan yavruyu devraldığında, baba penguen oldukça uzun
sürecek olan bir yürüyüşe çıkar.56
Ancak burada şaşkınlık verici bir durum vardır. Penguenler büyük
gövdeli olmalarına karşın, yürüyüşlerini zorlaştıracak kadar küçük
bacaklara sahiptirler. Bu ise normal şartlar altında daha fazla
enerji harcamalarına neden olacaktır. Sınırlı miktarda bir yedek
besinle uzun bir yolculuğa çıkan penguenler için böyle bir durum
mutlak bir ölüm demektir.
Peki öyleyse bu dezavantaj gibi görünen duruma rağmen nasıl olup
da penguenler kilometrelerce yolu yürüyerek aşmakta ve denize ulaşabilmektedirler?
Bu sorunun cevabı bir yaratılış mucizesini daha gözler önüne sermektedir.
Penguenler sağa sola sallanarak yürürler. Bu sarkaç benzeri ilginç
yürüyüşün nedeni son derece önemlidir. Bu yürüyüş sayesinde penguenler
önemli derecede enerji tasarrufu yapmaktadırlar. Penguenlerin bacakları
aşırı kısadır. Ancak penguenler, yana doğru adımlar atarak bu kısalığın
dezavantajlarını ortadan kaldırır ve kaslarının daha az yorulmasını
sağlarlar. Hatta her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji
depolamış olurlar. 57
Yana doğru adımlar atarak değil de düz yürümüş olsalardı penguenlerin
kendi boyutlarındaki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları
gerekirdi. Ancak bu özel yürüyüş şekli sayesinde penguen sadece
yürümeye başlarken enerji harcar, bir de dururken. Kısıtlı olan
besininin denize ulaşmaya çalışan penguene yetmesi için en isabetli
yöntem budur.
Enerji tasarrufu sağlayacak bir yürüyüş şekli elbette ki penguenin
kendi başına keşfettiği bir kolaylık değildir. Üstelik bunu tek
bir penguen değil bütün penguenler böyle yapmaktadırlar.
Ağır kış şartlarında yaşamalarını sağlayacak bu kolaylığı penguenler
ilk doğdukları andan itibaren bilir ve uygularlar. Aksi bir davranış
ölümlerine neden olacak kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Dondurucu
soğukta penguenin en az enerji harcamak için neler yapması gerektiğini
denemesi ve en sonunda bu yürüyüşte karar kılması söz konusu değildir.
Penguenlerin bu yürüyüş şekilleri Allah'ın canlılar
üzerindeki şefkat ve merhametinin delillerinden biridir. Penguenleri
yaratan ve nasıl hareket edeceklerini onlara ilham eden Allah'tır.
Allah tüm canlıları benzersiz şekillerde suretlendirmiş ve onları
en mükemmel özellikler ile birlikte yaratmıştır.
TEPKİLİ YÜZME
SİSTEMLERİ
Canlılar dünyasında en hızlı koşan, en iyi yüzen veya
en uzağa uçan hayvanlar omurgalılardır. Bu hayvanların tüm bu becerilerinin
altında yatan ana sebep kemik gibi sert maddelerden inşa edilmiş
şekil değiştirmeyen iskeletlere sahip olmalarıdır. Bu kemikler kasların
kasılmasına büyük destek verir. Kas kasılmaları daha sonra hareketli
eklemler aracılığıyla kesintisiz, düzenli hareketlere çevrilir.
Omurgasız hayvanlar ise, kemiksiz yapıları nedeniyle
omurgalılara göre çok daha yavaş hareket eder.
Mürekkepbalıkları da, her ne kadar "balık" ismini
taşısalar da, omurgasız canlılardır, vücutlarında kemik bulunmaz.
Ancak çok ilginç bir sistem sayesinde oldukça üstün bir hareket
yeteneğine sahiptir. Yumuşak dokulardan oluşan vücutları kalınca
bir deri tabakası ile kaplanmıştır. Bu deri tabakasının altında
bulunan kaslar aracılığıyla bünyelerine su toplar ve daha sonra
bu suyu kuvvetlice geri püskürterek yüzer.
Mürekkepbalığının av sırasındaki en büyük yardımcısı
ağzındaki uzantılardır. Bu iki uzantı sicime benzer ve normal
zamanda ağız içinde hareketsiz dururlar. Mürekkepbalığı avı
ile karşılaştığında bunları büyük bir hızla kement gibi fırlatır.
Daha sonra aynı hızla avını ağzının içine alır. Bundan sonra
iş hayvanın kollarına kalır. Mürekkepbalığının 8 adet kolu,
tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Avladığı
bir yengeci güçlü kolları sayesinde rahatlıkla parçalayabilir.
Kollarını o kadar büyük bir beceri ile kullanır ki yengecin
sert kabuğunu kırarak, içindeki beyaz etini rahatlıkla sıyırıp
yiyebilir. 58 |
Bilimsel adı Loligo Vulgaris olan
mürekkepbalıkları, türlerinin en küçüğüdür. Tepkili yüzme
sistemleri, suyun içinde saatte 30 kilometreyi aşkın bir hızla
hareket etmelerine imkan tanır. 59
|
Mürekkepbalığının su püskürtmeye dayanan bu sistemi
oldukça komplekstir. Hayvanın başının iki yanında cebe benzeyen
birer açıklık bulunur. Bu açıklıktan aldığı suyu vücudunun içinde
bulunan silindir şekilli bir boşluğa çeker. Daha sonra içerideki
bu suyu, başının hemen altında bulunan ince bir borudan yüksek bir
basınç ile püskürtür. Hayvan bu sayede meydana gelen tepki ile ters
yöne doğru hızla hareket eder.
Bu yüzme tekniği hem hız hem de dayanıklılık açısından
oldukça uygundur. Bilimsel adı "Todarodes paciticus" olan Japon
mürekkepbalıkları 2000 km.'lik göçleri sırasında saatte ortalama
2 km. hızla hareket eder. Kısa mesafeler için hızlarını saatte 11
km.'ye kadar çıkartabilir. Bazı cinslerin ise hızlarının saatte
30 km.'yi geçtiği bilinmektedir.
Mürekkepbalıkları hızlı ve seri kasılmalar sayesinde,
kendilerini avlamak isteyen düşmanlarından ani bir hızlanma ile
kaçabilir. Eğer kaçış hızı yeterli gelmezse vücutlarında sentezledikleri
koyu renkli boyayı bir bulut şeklinde püskürtür. Bu bulut saldırganda
büyük bir şaşkınlığa yol açar. Bu bir kaç saniyelik şaşkınlık mürekkepbalığı
için yeterlidir. Çıkardığı bulutunun arkasında görünmez olan mürekkepbalığı
hızla bölgeden uzaklaşır.
Savunma sistemleri ve tepkili yüzme stilleri, mürekkepbalıklarının
avcılık yapmalarına da imkan verir. Avlarının üzerine hızla saldırabilir
ve onları kovalayabilirler. Karmaşık yapıdaki merkezi sinir sistemleri,
tepkili yüzme için gerekli olan kasılma ve gevşemelerin uyum içinde
gerçekleşmesini denetler. Solunum sistemleri de ideal bir yapıdadır.
Bu sistem onlara suyu püskürtmek için gerekli olan yüksek metabolik
hızı kazandırır.
Tepkili sistemle yüzen tek hayvan mürekkepbalığı değildir.
Ahtapotlar da tepkili sisteme sahiptir. Ancak onlar aktif yüzücü
değildir; zamanlarının çoğunu deniz diplerinde, yarıkların ve kayaların
içinde veya etrafında dolaşarak geçirir.
Ahtapotun iç derisi, üst üste duran kas tabakalarından
oluşur. Boyuna kaslar, dairesel kaslar ve radyal kaslar olarak adlandırılan
üç farklı kas dokusu vardır. Bu dokular birbirlerini dengeleyerek
ve destekleyerek ahtapotun farklı hareketlerini mümkün kılar.
Püskürtme süreci başladığında dairesel kaslar boyca
kısalır. Ancak hacimlerini korumak eğiliminde oldukları için bu
kez genişlikleri büyür. Bu, vücudun uzamasına neden olabilecek bir
harekettir. Aynı anda boyuna kaslar gerginleşir ve vücudun uzamasını
engeller. Deri duvarının kalınlaşmasına neden olan tüm bu gelişmeler
sırasında radyal kaslar gerili vaziyettedir. Püskürtmenin sonunda
radyal kaslar kasılarak boylarını kısaltır. Bunun sonucunda vücut
duvarı incelir, iç boşluğun çapı artar ve tekrar içerisi su ile
dolar.
Mürekkepbalıklarındaki kas sistemi de ahtapottakine
benzer. Fakat önemli bir farklılık vardır: Mürekkepbalığının vücudunda,
ahtapotun boyuna kasları yerine, tunik adı verilen lif tabakası
vardır. Tunik, boyuna kaslar gibi hayvanın vücudunun iç ve dış yüzeylerini
kaplayan iki tabaka halindedir. Tunik tabakalarının arasında dairesel
kaslar bulunur. Dairesel kasların arasında da bunları diklemesine
kesen radyal kaslar bulunur.
 |
Şekillerde bir mürekkepbalığının
su püskürtme devri ve kesitleri gösterilmiştir. Devir
aşırı şişme ile başlar. (1). Vücudun dış çapı, normal
durumla karşılaştırıldığında yaklaşık % 10 artar, iç
boşluğun hacmi ise yaklaşık %22 genişler. Su, başın
iki tarafında yer alan açıklıklardan boşluğa girer.
Huni şeklindeki boru ağızdan geçer. Genişleme en üst
seviyesine ulaştıktan sonra vücut çapı normal çapının
%75'i kadar azalır (2). Boşluktaki basınç aniden artar,
püskürtme borusunun başlangıç kısmını deri duvarına
iter ve su girişlerini kapatır. Hemen hemen bütün su
(normal vücut hacminin %60'ına eşit) güçla bir püskürtme
ile borudan çıkartılır. Vücut daha sonra suyu içeri
alarak normal haline döner (3). Daha fazla kasılma hayvanın
iç organlarına zarar verebilir. Püskürtme devri bir
saniye kadar sürer ve emme aralıklarıyla birlikte 6-10
defa üst üste tekrarlanabilir. Mürekkepbalığı yavaş
yavaş yüzerken, vücudu normal çapının %90'ına kadar
kasılır.
|
|
Mürekkepbalıklarının derilerinin altında kramatofor
adı verilen esnek bir katman bulunur. Bu katman sayesinde derilerini
renkten renge sokabilir. Bu renk değişimi sayesinde kendilerini
rahatlıkla kamufle ederler. Renk değişimini iletişim amacıyla da
kullanırlar. Mesela bir dişiye kur yaptıklarında bir renk, bir erkekle
kavga ettiklerinde başka bir renk alırlar.
Erkek, bir dişiye kur yaptığında mavimsi renk alır.
Bu sırada yanına bir başka erkek gelirse, dişiye bakan yarısına
mavi, erkeğe bakan yarısına kırmızı rengi verir. Kırmızı, meydan
okuma ve saldırganlık anında kullanılan uyarı rengidir.
Mürekkepbalığının tepkili yüzme sistemi, kollarını
ve gövdesini çevreleyen ince deri tabakası ile desteklenmiştir.
Balık pileli bir perdeye benzeyen bu deri tabakasını dalgalandırarak
suda süzülür. Kolları ise yüzme esnasında gövdeyi dengeleme görevini
üstlenmiştir. Kollar ayrıca ani duruşlar için bir fren gibi de çalışabilir.
Ahtapot ve mürekkepbalıklarının tepkili yüzme sistemleri,
aslında jet uçaklarıyla benzer bir prensipte çalışır. Dikkatle incelendiğinde
her iki hayvanın kas sisteminin kendileri için en uygun bir yapıda
tasarlanmış olduğu görülür. Bu kompleks yapıların tesadüflerle oluşabileceğini
öne sürmek ise, elbette imkansızdır.
Her detay kusursuzca planlanmıştır ve planlandığı
gibi işler. Tüm bu kusursuz yaratılış, Allah'ın sonsuz ilminin bir
ifadesidir.
|
 
|
Mürekkepbalığının son derece kompleks
biri gözü vardır. Göz bebeğini odaklayabilir, merceğini retinaya
yakınlaştırıp uzaklaştırabilir. Göz kenarındaki kapakçıkları
kısıp açarak gelen işik miktarını ayarlayabilir. İnsan ve
mürekkepbalığı gibi tamamen farklı iki türde, böylesine kompleks
yapıda ortak organların bulunması evrim ile açıklanamaz. Nitekim
Darwin de Türlerin Kökeni isimli kitabında bunu dile getirmiştir.
60
|
|

|
Mürekkepbalıklarının
üreme sistemi de kusursuz bir tasarıma sahiptir. Bu balıkların
yumurtalarında, deniz dibindeki oyuklara tutunmalarını sağlayan
yapışkan bir yüzeyleri vardır. Yavru, doğacağı güne kadar
yumurtalarının içinde kendisi için hazırlanmış olan besini
yer. Yavrunun kuyruğunun ucunda ise, doğum vakti geldiğinde
kullanacağı sivri bir uç yer alır. Keskiye benzeyen bu ucu
kullanarak yumurtayı deler ve dışarı çıkar. Bu sivri uç, doğumdan
sonra kaybolur. 61
Her detay kusursuzca planlanmıştır ve planlandığı gibi
işler. Tüm bu kusursuz yaratılış, Allah'ın sonsuz ilminin
bir ifadesidir.
|

50. "How
Fish swim?", Sir James Gray, Animal Engineering, Readings from Scientific
American with Introductions by Donald Griffin, The Rockefeller University
W. H. Freeman Com., San Francisco, ss.66-70.
51. Bilim ve Teknik Dergisi, "Hırçın Erkekleri,
Barışçıl Dişileri ile Kemikli Balıklar", Gülgün Akbaba, Ekim 1995,
sayı:335, ss. 74-77
52. Keratin, derinin alt tabakalarındaki yaşlı
hücrelerin besin ve oksijen kaynaklarından uzaklaşarak ölmeleri
ve yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı
bir maddedir
53. John, Downer, SUPERNATURE, The Unseen Powers
of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London 1999, s. 29
54. John Downer, SUPERNATURE, The Unseen Powers
of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London 1999, s. 32
55. ENCARTA 99, Microsoft Corporation, 2.CD, "Fish
/ Bodies of fish
56. Ayrıntılı bilgi için bkz: http://www.harunyahya.net/bilim/dusuneninsanlar/dusunen3_4.html
57. Sabah Gazetesi, "Vay bacaksız vay", 23 Aralık
2000 
58. Fred Bavendam, "Chameloon of The Reef", National Geographic,
s.100.
59. Stuart Blackman, "Synchorinised Swimming", BBC Wildlife,
Şubat 1998, s. 57. 
60. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Ankara: Onur Yayınları, 1996,
s. 208-209
61. Fred Bavendam, "Chameloon of The Reef", National Geographic,
s.104,

KİMYA
MÜHENDİSLERİ İLE YARIŞAN CANLILAR
HAYVANLARDAKİ ALGILAMA SİSTEMLERİ
OPTİK KONUSUNDA UZMAN CANLILAR
DOĞADAKİ MEKANİK UZMANLARI
DENİZ ALTINDAKİ MÜHENDİSLER

Bu
site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
www.harunyahya.org
|