|

SOMON BALIKLARININ ŞAŞIRTICI YÖN TAYİN SİSTEMLERİ
GÜVELERİN UZMANLIK KONUSU: SES ÜSTÜ DALGALAR
YILANLARDAKİ ISI ALGILAYICI SİSTEM
AKREBİN ALGI YETENEĞİ
ELEKTRİKLİ BALIKLAR

Bütün canlılar çevrelerinde olan bitenlerden haberdar olmak zorundadırlar.
Aksi takdirde besin bulamaz, tehlikelerden korunamaz ve eşlerini
seçemezler. Dolayısıyla her canlının yaşamını sürdürebilmesi için
cisimleri ayırt edebilmesini ve gereken tepkileri vermesini sağlayacak
sistemlere ihtiyacı vardır.
Dışarıdaki cismin ne olduğunu haber veren ve canlının hareketlerini
yönlendiren bu özel sistemler her türde kendine özgüdür. Yarasalardan
korunması gereken bir güve türünün algılayıcıları yarasalara karşı
hassastır, aynı şekilde somon balıklarının binlerce kilometre yüzmelerini
sağlayan algılama sistemleri de bu iş için tam olarak uygundur.
Balinalar birbirlerinin çıkardıkları sesleri algılayarak anlaşırlar.
Yarasalar da çeşitli frekanslarda yolladıkları seslerin geri dönüşü
sırasında ortaya çıkan verileri algılar ve bunları değerlendirerek
karanlıkta hiçbir yere çarpmadan uçmayı ve avlanmayı başarırlar.
Yön tayin sistemleri, enfraruj gözler ve özel duyu sistemleri canlılardaki
algılama sistemlerinden sadece birkaçıdır. Bu bölümde verilecek
örneklerde de görüleceği gibi, bu sistemlerdeki ortak özellik, algılamayı
sağlayan bütün parçaların canlının yaşaması için gerekli olan diğer
organlarla bir bütünlük içinde olmasıdır. Örneğin burundaki koku
res_dogadaki_muhendislikeptörleri (alıcıları) beyindeki koku alma merkezi ile uyumludur.
Bu uyumun sonundaki algı her canlı için farklı bir anlam oluşturabilir,
örneğin bir canlı kendi türünün karşı cinsini sadece bu kokusuyla
ayırt edebilir. Yine bir canlının gözündeki alıcılarla yani ışığa
duyarlı bölgelerle, beynindeki görüntü merkezi uyumludur. Örneğin
yılanların gözleri, ısı dalgalarının gözlerine çarpmasıyla harekete
geçen alıcı bölgelere sahiptir. Sinir hücreleri ise görüntüyü beyne
olduğu gibi taşır. Yılanın beyni de bu sinyallerin ısı dalgaları
olduğunu algılar.
Tesadüfen ortaya çıkması kesinlikle imkansız olan bu
gibi tasarımlar canlıları Allah'ın yarattığını kanıtlayan delillerdendir.
Allah'ın yüceliğini ve ilminin sınırsızlığını kavramada bu gibi
örnekler üzerinde düşünmek önemli birer vesiledir. Somon balığı
da işte bu yaratılış delillerinden bir tanesidir.
SOMON BALIKLARININ ŞAŞIRTICI
YÖN TAYİN SİSTEMLERİ
Kuzey Amerika'nın Batı kıyılarındaki nehirlerde dünyanın en ilginç
göçmenlerinden biri yaşar. Bunlar, türlü zorluklara göğüs gererek
nehirler ve vadiler aşan somon balıklarıdır.
Somon balıklarının yaşamları, bir nehrin veya derenin yukarı kısımlarında
bırakılan, döllenen ve üstleri çakıl taşlarıyla (bazen de kumla)
kaplanan yumurtalarla başlar.
Somonlar yumurtalarını çoğunlukla yaz sonu veya sonbaharda, akarsularda
bırakırlar. Kuluçka dönemi bittikten sonra, genellikle kış sonunda
yumurtalardan minik yavrular çıkar. Yavruların karınlarının altında
gelişmeleri için ilk aşamada gerekli olan besini içinde bulunduran,
yumurta sarısı bir kese vardır. Yavrular ilk dönemlerinde çakıl
taşlarının altında saklanırlar ve yumurta sarısı keselerini tamamen
tüketinceye kadar yırtıcı hayvanlara karşı korunurlar.
 |
|
Haritada somon balıklarının
denize açıldıktan sonra izledikleri yollar görülüyor.
|
Birkaç hafta sonra somonlar, akarsuyun içinde kendilerine yiyecek
arayacak büyüklüğe ulaşırlar. Yaklaşık 1 yıl boyunca akarsuyun içinde
yaşamayı sürdürürler ve bu arada giderek büyürler.
Somonlar hem tatlı hem de tuzlu suda yaşayabilecek bir yapıda yaratılmışlardır.
Bu yaratılışın amacı ise, balığın yapacağı mucizevi yolculukta gizlidir.
Bahar geldiğinde binlerce somon nehir yatağı boyunca göç etmeye
başlar.
Yavruların göçe başlamaları türlere göre değişiklik gösterir. Örneğin
pembe renkli somon balığı yavruları yumurtadan çıkar çıkmaz denize
doğru göç etmeye başlarlar. Kimi türler; örneğin köpek somonları
birkaç hafta beslendikten sonra, Kral ve Atlantik somonları ise
akarsularda 1 ile 3 yıl arasında değişen gelişim sürelerini tamamladıktan
sonra denizlere açılırlar.
Genç somon balıkları hayatlarının ilk göçlerinde içinde bulundukları
ırmakta akıntı boyunca ilerleyeceklerdir. Denize doğru yaptıkları
yolculukta çağlayanlar, kirli sular ve kendilerini avlamak isteyen
büyük balıklar gibi türlü tehlikelerle karşı karşıya gelirler. Bunları
atlatıp denize ulaşanlar ilk göçlerini tamamlamış olurlar. Haftalar
boyunca sürecek olan bu yolculuklarının sonunda somonlar hedeflerine
yani Pasifik Okyanusu'na ulaşırlar. Denizlerde birkaç yıl geçirdikten
sonra iyice gelişip üreme olgunluğuna erişenler ise hayret verici
yeni bir göçe başlayacaklardır.
 |
|
Yukarıdaki resimde somon
balıklarının doğdukları günden göçlerini tamamladıkları zamana
kadar yaşadıkları gelişim aşama aşama gösterilmektedir.
|
Nehirden aşağıya, okyanusa doğru yüzerken somon balıklarında bazı
fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Burada balıklar tatlı suda
yaşayan canlılarken, tuzlu okyanus sularına adapte olurlar. Bu işlem
balık yumurtlamak için nehre döndüklerinde tekrar değişir. Nehrin
ağzında tuzlu suya alışmak için bir süre geçirdikten sonra, yetişkin
olarak zamanlarının çoğunu geçirecekleri okyanusa doğru yol alırlar.19
Somon Balığının Zorlu Yolculuğu Başlıyor
Somonlar yıllar önce denize varmak için geçtikleri nehir yatağında,
şimdi tam ters yönde, yani akıntıya karşı yüzmeye başlarlar. Karşılarına
çıkan hiçbir engel onları yıldırmaz. Şelalelerle karşılaştıklarında
suyun içinden yukarı zıplayarak yollarına devam ederler. 3 metrelik
engelleri dahi zıplayarak aşabilirler.
Somonun dönüş yolculuğunun sonundaki hedefi, yumurtadan çıktığı
yerdir. Çünkü somonlar yumurtlamak için doğdukları ırmak yatağına
giderler. Atlantik somonları söz konusu göçü her sene yinelerken,
diğer türler ömürleri boyunca sadece bir kere göç ederler. Burada
kısaca özetlediğimiz bu güç yolculukta daha birçok zorlu nokta vardır.
Bunlardan ilki, balığın katetmesi gereken mesafenin uzunluğudur.
Açık denizlerde seyreden somonların amaçlarına ulaşmaları için binlerce
kilometre yüzmeleri gerekmektedir. Örneğin, Atlantik somonlarının
büyük kısmı yaklaşık 4.000 kilometrelik bir mesafe katederler.20
Köpek somon balığı sonbahardaki
yumurtlama döneminde, 3.200 kilometreden fazla yüzer. Bir kırmızı
somon da 1.600 kilometreden daha fazla yol kateder.
 |
|
Somon balıkları yumurtlamak
için kendi hayatlarını tehlikeye atarak oldukça zorlu şartlarda,
binlerce kilometrelik bir yolculuk yaparlar. Somonlar neden
böyle bir yolculuğa kalkışırlar ve bu uzun yolculuklarında
yönlerini nasıl bulurlar? Somonların nehirleri aşarak doğru
hedefe ulaşmalarını sağlayan Yüce Allah, onları mükemmel bir
yön tayin sistemi ile birlikte yaratmıştır. Somonlar Allah'ın
onlar için yarattığı özel sistemleri kullanmakta ve diğer
tüm canlılar gibi Allah'tan aldıkları ilhamla hareket etmektedirler.
Tüm bu muhteşem sistemler Allah'ın yaratışındaki ihtişamı
gözler önüne seren delillerdendir.
|
Okyanusa varır varmaz somonların vücudunda yapısal bir değişiklik
olur ve tuzlu suda yaşayacak hale gelirler. Sonraki 1 veya 4 yıllık
süre boyunca, okyanusta dev mesafeler alacaklardır. Amerika kıyılarından
çıkıp Alaska'nın yanından geçerler ve Japonya'ya doğru geniş bir
yay çizip geri dönerler. Yolculuk sonucunda somonlar olgunlaşmış
ve hayatlarının en son ve zorlu yolculuğuna hazır hale gelmişlerdir.
Evlerine, yani doğdukları akarsu yatağına geri döneceklerdir.
Dikkat çeken bir diğer nokta ise somonların yaptıkları ideal zamanlamadır.
Somonlar uzun yolculuklarını tam yumurtlama dönemlerine denk getirecek
şekilde planlarlar. Örnek olarak Atlantik somonlarını verebiliriz.
Bu tür, günde ortalama 6-7 kilometre yüzerek gideceği yere ulaşır;
ilkbaharın sonunda başladığı göçünü sonbahar aylarının sonuna doğru
tamamlamış olur.
Somon Balıklarının Aşması Gereken Problemler
Somon balığının çözmesi gereken ilk önemli sorun, gençlik dönemindeki
yolculuğunda içinde gezindiği akarsuyun denize dökülen ağzını bulmaktır.
Çünkü dönüş yolculuğunda izleyeceği rotayı ona göre belirleyecektir.
Somonlar bu konuda hiç hataya düşmezler. Bir zamanlar denize açıldıkları
ırmağın ağzını tek bir denemede kolaylıkla bulurlar.
Akarsuya giren somon büyük bir kararlılıkla akıntıya karşı yüzmeye
başlar. Bundan sonraki işi ilk yolculuğuna kıyasla çok daha zordur.
Somon balığı hedefine ulaşmak için öncelikle ırmağın kuvvetli akıntısıyla
mücadele eder. Kimi zaman su yüzeyinden yaklaşık 3 metre kadar yükseğe
sıçrayarak şelale ve çağlayanları aşar. Kimi zaman da üst yüzgecinin
su dışında kalmasına neden olacak kadar sığ sulardan geçer. Üstelik
bu sığ sularda, kendisini avlamak için bekleyen kuşlar, ayılar gibi
yabani hayvanların tehditleriyle karşılaşır.
Somonların yolculuklarındaki mükemmelliğin tam olarak anlaşılması
için nehir boyunca ilerleyen bir somonun hedefe ulaşana kadar nelere
dikkat etmesi gerektiğini düşünelim:
Öncelikle somonun rotasını tespit ederken bazı önemli kararlar
alması gerekir. Balık karanın oldukça içlerinde, bir ırmağın herhangi
bir kolunda dünyaya gelmiştir. Nehirler de kimi zaman çeşitli kollardan
oluşurlar. Dolayısıyla somon geldiği yere tekrar ulaşabilmek için
nehrin her kola ayrılışında doğru tarafa yönelmek zorundadır. Nitekim
somonlar hayatlarında sadece bir defa geçtikleri yolları şaşırmadan
bulur; her defasında kendilerini doğdukları yere götürecek nehir
koluna saparlar.
Somonların yolculuklarını çok daha şaşırtıcı yapan bir detay vardır.
Balık, yolculuğu boyunca çok büyük bir çaba gösterir ve aşırı bir
güç harcar, fakat buna rağmen herhangi bir gıda almaz. Çünkü yorucu
göçü sırasında kendisine gerekecek enerjiyi önceden depolamıştır.
Üstelik bu depolamayı hatasız bir hesaplama ile yapmış ve yakıtını
tam olarak ayarlamıştır.
Somonların göçlerini incelerken bütün bunların yanı sıra deniz
ve akarsuların tuzluluk oranı, su sıcaklığı gibi özelliklerinin
de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu noktada karşılaştığımız
gerçek şudur: Somonlar hem deniz hem de akarsu ortamlarına kusursuz
uyum sağlayacak bir donanıma sahiptirler.
Tüm zorluklara rağmen somon balıkları bu güç yolculuklarını başarıyla
tamamlar; doğdukları yere dönerek yumurtalarını bırakırlar. Somon
nesli de milyonlarca senedir süregelen bu muazzam yolculuklarına
devam eder.
Somon balıklarının başarılarının büyüklüğü yapılacak kıyaslarla
daha da iyi anlaşılabilir. Örneğin, bir insanın yardım almadan ve
yön gösteren bir araç kullanmadan binlerce kilometrelik mesafeden
doğduğu eve gitmesi gerektiğini düşünelim. Bunu belirli bir zaman
içinde, sadece bir kere geçtiği engebeli yollardan hatasız bir şekilde
geçerek başarması oldukça az bir ihtimaldir. Ancak somonlar, insanlar
için mümkün olmayan bu ihtimali doğar doğmaz başaracak kabiliyettedirler.
Ancak bu kabiliyetin somonların kendi çabasıyla oluşamayacağı ya
da tesadüflerin bu balık türüne insandan daha üstün yetenekler veremeyeceği
çok açıktır.
Bu canlılar Allah'ın bedenlerinde yarattığı özel tasarımlar sayesinde
binlerce kilometrelik yolu rahatlıkla katetmektedirler. Düşünen
her insan somonların başardıkları işin mucizevi yönünü hemen görecek
ve bunu üstün bir gücün yol göstermesiyle yani ilhamıyla gerçekleştirdiklerini
hemen anlayacaktır.
Allah yarattığı canlılarda insanlar için ibretler olduğunu bir
ayette şöyle bildirmektedir:
Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır…
(Nahl Suresi, 66)
Koku Alma Mekanizması
 |
|
Somon balıkları, insan yapısı teknolojik
yön bulma sistemleri ile boy ölçüşebilecek özelliklere sahiptir.
Bu özellikleri nedeniyle bir balıktan çok, üstün bir teknoloji
ürünü gibidirler. Somon balıklarını bu mükemmel özellikleriyle
birlikte yaratan, tüm canlıların Yaratıcısı olan Yüce Allah'tır.
|
Somonların yolculukları, doğadaki en şaşırtıcı olaylardan biridir.
Binlerce somon balığı, yıllarca denizde yaşadıktan sonra, doğdukları
akarsu yatağını nasıl bulmaktadır? Bunun için önce dev Pasifik Okyanusu'na
açılan binlerce akarsudan kendilerininkini bulmaları, sonra da bu
akarsu boyunca hiç şaşırmadan yüzmeleri, akarsu kendi içinde defalarca
kollara ayrılmasına rağmen her yol ayrımında doğru kararı verip
doğru yöne gitmeleri gerekmektedir.
Milyonlarca yıldır yaşayan tüm somon balıkları, yapılması son derece
güç olan bu işi aynı beceriyle başarmaktadırlar. Peki nasıl ve neden?
Önce "nasıl" sorusunun cevabına bakalım.
Araştırmalar, somonların bu yolculuğu yerine getirmeleri için özel
bir duyu sistemiyle yaratıldıklarını göstermektedir. Somonlar okyanuslarda
yönlerini bulmak için, dünyanın manyetik alanını algılayan doğal
pusulalarla yaratılmışlardır. Bu sayede Pasifiğin dev suları içinde
yönlerini hata yapmadan bulurlar.
Ancak asıl mesele, somonların kendi doğdukları akarsu yatağını
nasıl buldukları sorusudur. Bu başarı, doğal pusuladan çok daha
farklı bir sistem gerektirir.
Somon balıklarının bu müthiş yolculuğu nasıl gerçekleştirdiğini
anlamak amacıyla Amerika'daki Wisconsin Lake laboratuvarlarında
çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda somonların
yönlerini belirlerken koku alma duyularını da kullandıkları ortaya
çıkmıştır.
Somonların burunları iki deliklidir. Su bir delikten girer, diğer
delikten çıkar. Bu delikler balığın soluk almasıyla eş zamanlı olarak
açılıp kapanacak şekilde tasarlanmıştır. Herhangi bir kokulu madde
ihtiva eden su buruna girdiğinde, balığın burnundaki alıcılar kimyasal
olarak uyarılır. Bu kimyasal uyarı bir enzim reaksiyonuyla elektrik
sinyallerine dönüştürülür ve merkezi sinir sistemine ulaştırılır.
Balık bu sayede kokuyu algılar.
Somonların koku alma mekanizmalarını kara canlılarınınkiyle kıyaslayalım:
Karada yaşayan omurgalı bir canlıda, koku moleküllerinin burundaki
mukus tabakada çözülmesiyle koku alma gerçekleşir. Buna karşın balıklarda
çözünme gibi bir aşama söz konusu değildir. Çünkü koku zaten suyun
içinde ve çözünür haldedir. Bu, somon balıkları için büyük bir avantajdır.
İşte bu sayede somonlar koku alma hissi çok gelişmiş av köpekleri
gibi koku kaynağını takip edebilirler.
Wisconsin Lake Laboratuvarlarında ilk olarak, balıkların çeşitli
kokular arasındaki farklılıkları ne düzeyde algılayabildikleri sorusuna
cevap aranmıştır. Bu amaçla özel kanalları olan bir akvaryum tasarlanmış
ve her kanala farklı bir bitkinin kokusu şırınga edilmiştir. Deneyde,
sadece belirli bir kanalı kullanan balıklar ödüllendirilmiş, diğer
kanalları kullanan balıklar ise elektrik şokuyla cezalandırılmışlardır.
İşlemler 14 ayrı koku kullanılarak tekrarlanmıştır. Deney sonucunda
balıkların kısa bir öğrenim sürecinin ardından, her defasında ödüllü
kokuyu diğerlerinden ayırabildikleri görülmüştür. Önemli diğer bir
bulgu da üzerinde deney yapılan yavru balıkların 3 yıl sonra bile
doğru kokuyu hatasız tespit etmeleri olmuştur.21
Bilim adamları araştırmanın sonuçlarına dayanarak balıkların insanla
kıyaslanamayacak kadar güçlü bir koku alma duyusuna sahip oldukları
kanaatine varmışlar ve şu sonuca ulaşmışlardır:
Wisconsin
Gölü Laboratuvarında balıkların iki farklı kokuyu ayırt etmelerini
sağlayacak bir eğitim için deney tankı kurulmuştur. Birebir
olan bu çizimde tankın sol üst tarafındaki sarı renkli bidonlarda
birbirinden farklı iki koku vardır. Bidondaki vanalardan birisi
açıldığında koku su tankına karışır. Balık, kokulardan birisine
doğru ilerlediğinde yiyecekle ödüllendirilir. Diğer kokuya
yöneldiğinde ise hafif bir elektrik şoku ile cezalandırılırlar.
Deneyde balıklar görme duyularını kullanmamaları için kör
edilmişlerdir. Kısa bir denemeden sonra deneme durdurulmuştur.
Üç yıl sonra balıklar deney tankına konduğunda balıkların
ödül almalarını sağlayan kokuya doğru gittikleri görülmüştür.
|
Her suyun kendine has bir kokusu vardır. Genç somon denize doğru
yaptığı ilk yolculuğu sırasında kokuları tek tek hafızasına almaktadır.
Dönüş yolculuğunda da hafızasındaki kokuların yardımıyla doğduğu
yeri bulmaktadır.22
"Her akıntının kendine özgü bir kokusu var mıdır?" sorusunun cevabını
verebilmek için yukarıdaki deney iki ayrı ırmağın suyuyla tekrarlanmıştır.
Neticede balıkların bunları da ayırt edebildikleri görülmüştür.
 |
|
Yukarıdaki düzenek somon balıklarının yolculuklarında,
koku duyularının rolünün anlaşılması amacıyla hazırlanmıştır.
Düzenekte, ortadaki havuzda birleşen yapay dört su akıntısı
vardır. Bu akıntılardan A ile gösterilene, balıkların daha
önce içinde kaldıkları havuzun kokusu verilmiştir. Diğer akıntılarda
(B, C, D) ise farklı kokular vardır. Orta bölmedeki kapaklar
açılıdığında balıkların önceden içinde yaşadıkları kokuyu
içeren akıntıya (A) karşı harekete geçtikleri gözlenmiştir.
|
Gerçekten de dünya üzerindeki her akarsuyun kendine özgü bir kimyasal
bileşimi vardır. Bu bileşimlerin arasındaki farklar çoğu zaman o
kadar küçüktür ki, hemen hiçbir canlı tarafından algılanmaz. Somonlar
hariç....
Konuyla ilgili araştırmalar bir adım ileri götürülerek balıkların
doğal ortamlarında sürdürülmüştür. Washington'daki Issaquah Nehri'nde,
özel olarak burunları tıkanmış balıklar gözlem altına alınmıştır.
Bu deneyde de koku alma duyularından yoksun bırakılan somonların
şaşırdıkları ve yollarını bulamadıkları görülmüştür.23
Bugüne kadar yapılan araştırmaların sonuçları bir gerçeğe işaret
etmektedir: Somon balıklarının koku duyusu insanı hayrete düşürecek
bir hassasiyete sahiptir.
Somonların Kararlılıkları
Somonların yön bulma yeteneklerini gözler önüne seren en ilginç
olaylardan biri de, Kuzey Kaliforniya'daki Prairie Creek Balık Yetiştirme
Çiftliği'nde yaşandı. Bu çiftlikte yapılan bir keşif, müthiş bir
göç macerasını ortaya çıkardı:24
1964 yılının 2 Aralık gününde, çiftliğin balık üretme havuzlarından
birinde, diğer yüzlerce yavru balığın arasında yüzen iki yaşına
varmış, büyükçe bir somon balığı bulundu. Balık yakından incelendiğinde,
arka yüzgecinde, Prairie Creek Balık Yetiştirme Çifliği'nin özel
metal klipsi olduğu görülüyordu. Bu durum, bu balığın bundan iki
yıl önce bu çiftlikte yetiştirilen sonra da okyanusa bırakılan somonlardan
biri olduğunu gösteriyordu. Ama balık okyanustan geri dönerek çiftliğin
kapalı havuzuna nasıl girmiş olabilirdi?
Bu konuda fikir veren bir ayrıntı vardı: Havuzun fazla sularının
boşalması için kullanılan kanala açılan ve metal bir ızgarayla kapalı
olan kutunun kapağı kırıktı: Acaba balık, doğduğu yere geri dönebilmek
için, çiftliğin su kanallarına girmiş ve sonra da bu kutunun kapağını
kırıp havuza mı ulaşmıştı?
Olayın bundan başka bir açıklaması yoktu. Ama balığın okyanustan
bu havuza kadar aşması gereken yol düşünüldüğünde, bu son derece
zor gibi görünüyordu.
Somonun doğduğu çiftliğe dönebilmesi için, yolculuğuna bu noktadan,
yani Redwood Creek nehrinin okyanusa kavuştuğu yerden başlaması
gerekiyordu. Balık daha sonra akıntıya karşı 5 kilometre yüzecek
ve ilk yol ayrımına gelecekti. Bu yol ayrımında doğru kararı verip
kuzeye yönelecek, ancak bir süre sonra daha zorlu bir yol ayrımına
gelecekti. Çünkü bu yol ayrımında somon için birbirine çok benzer
iki sinyal vardı. Somonun dünyaya geldiği balık çiftliği, yol ayrımının
tam ortasında yer alıyordu. İlk akla gelen seçim, somonun sağ tarafa
gitmesiydi, çünkü çiftliğin suları sağ taraftan akıyordu.
Ama nedense balık, sol tarafı seçmiş ve doğduğu çiftliğe arka taraftan
yaklaşmaya başlamıştı.
Bu şaşırtıcı kararın nedeni, bölgeden geçen otoyolun altında gizliydi.
Otoyolun altında, balık yetiştirme çiftliğindeki havuzların fazla
sularının atıldığı bir kanal yer alıyordu. Normal zamanlarda bu
kanaldan çok az su gelir ve bunlar da nehre varamadan ormanın toprakları
tarafından emilip kaybolurdu. Ama o yıl çok yağmur yağmıştı ve kanalın
suları nehre kadar varıyordu. Bu sığ akıntı, evine dönmeye kararlı
olan somona yol göstermek için yeterliydi.
Somon, tanıdığı kokuyu izleyerek nehirden çıkıp, su kanalı boyunca
ilerlemiş olmalıydı. Kimi yerde sadece 5-10 santim yüksekliğinde
olan suda hem yüzüp hem de sürünerek kanalın içine girmeliydi. Sonra
da tünelde karanlığın içinde ilerleyerek otoyolu geçmeli, ayrıca
yüksekte kalan özel su borularının içine atlamalıydı. Tüm bunları
başarıp karanlıkların içinde hedefine ilerlese bile, sonuçta yine
de kapana kısılacaktı. Balık yetiştirme çiftliğindeki bu tahta patikanın
altında yer alan, betondan yapılmış bir kanalın içinde sıkışacaktı.
Ama somon doğduğu noktaya dönmeye programlanmıştı. Bu kanalın içinde
yer alan ve havuza bağlanan 12 santimetre genişliğindeki bir borunun
girişini bulup, bu boru boyunca ilerledi ve son bir engelle daha
karşılaşttı: Borunun önüne yerleştirilmiş olan metal ızgara… Ama
balık bunu da sert kafa darbeleriyle aşmıştı.
İşte bu müthiş yolculuğun sonunda, somon 2 yıl önceye dünyaya geldiği
küçük havuza vardı.
Çiftlikteki görevlilerin aklına, bu rotayı hesapladıktan sonra
bir fikir geldi. Acaba yuvaya dönen başka somonlar da var mıydı?
Belki bir şey buluruz diye tahta patikanın tahtalarını söküp altındaki
kanala baktılar. Ve şaşkına döndüler:
Kanalın içinde, balık yetiştirme çiftliğinin metal klipslerini
taşıyan tam 70 tane somon balığı vardı.
Somon balıklarının bu müthiş hikayesi, bizlere yaratılış hakkında
önemli deliller sunmaktadır. Balığın gerçekleştirdiği yolculuk,
her aşaması özenle hesaplanmış birçok sistem sayesinde gerçekleşmektedir.
1) Balığa, doğduktan sonra denize gitmesini, burada yıllar süren
uzun bir yolculuk yapmasını, sonra da doğduğu nehir yatağına geri
dönmesini emreden bir "program"ın var olması, başlı başına büyük
bir mucizedir. Bunun yanı sıra, balıkta;
2) Bu program uyarınca vücudunun tatlı sudan tuzlu suya adapte
olmasını sağlayan genetik bilgi,
3) Dev okyanusta hiç şaşırmadan yolunu bulmasını sağlayan doğal
pusula sistemi,
4) Ve doğduğu akarsuyun kokusunu bulmasını sağlayacak son derece
hassas bir koku algısı vardır.
Tüm bunlar, somonun kendisine belirlenen göç yolu için özel olarak
yaratılmış bir canlı olduğunu açıkça göstermektedir.
Kuşkusuz bu mükemmel sistemlerin her biri, evrimcilerin öne sürdüğü
"tesadüf" iddiasını tek başına yıkmaya yeterlidir. Somonun yolculuğu,
"tesadüf" kelimesini gülünç hale getiren bir plan ve tasarım harikasıdır.
Somon balıklarını bu mükemmel özelliklerle birlikte yaratan ise
tüm canlıların Yaratıcısı ve alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.
Evrimcilerin İçgüdü ve Doğal Seleksiyon Yanılgıları
Somonların göç yolculuğu ve muhteşem yön bulma mekanizmaları Darwinizm'i
açmaza sokan gerçeklerden biridir. Somonların yollarını nasıl buldukları
sorusuna evrimciler, "içgüdü" cevabını vereceklerdir.
İçgüdü, hayvanların akılcı ve şuurlu davranışları karşısında çares_dogadaki_muhendislikizliğe
düşen evrimcilerin arkasına sığındıkları bir kelimedir. Ancak içgüdünün
anlamı ve mahiyeti tam anlamıyla belirsizdir. İçgüdünün kaynağı,
bu davranışların ilk olarak nasıl ortaya çıktığı gibi sorular cevapsızdır.
Bu konuda evrimciler kesin ve net bir açıklama yapamazlar.
Evrimcilerin "içgüdü" olarak nitelendirdikleri kavramın somonların
yollarını bulmalarını sağlaması elbette imkansızdır. İçgüdünün,
somonlara geçecekleri her nehri teker teker tarif etmesi, önlerine
çıkan alternatiflerde yollarını şaşırmadan bulmalarını sağlaması
gerekmektedir. Böyle bir düşüncenin mantık dışı olduğu çok açıktır.
Somonların davranışları evrim teorisinin "doğal seleksiyon" iddialarına
da darbe indirmektedir. Evrimin bu iddiasına göre doğadaki tüm canlılar
bencil bir yaşam mücadelesi içindedirler. Bu mücadeleden de sadece
güçlü olanlar hayatta kalmaktadır.
Oysa doğadaki canlıların fedakar ve işbirlikçi davranışları evrimcilerin
bu iddialarını da kesin olarak yalanlamaktadır. Örneğin somonların
davranışları göz önüne alındığında doğal seleksiyon iddiası anlamsız
kalmaktadır.
Somonlar neden hayatları pahasına binlerce kilometrelik zorlu bir
yolculuğa kalkışıyorlar? Niçin kendilerine hiçbir çıkar sağlamayan
bir göç yapıyorlar? Niye denizlerdeki zengin beslenme kaynaklarını
terk ediyorlar? Yumurtalarını neden o anda bulundukları yere ya
da neden denize veya akarsuların başına değil de mutlaka denizden
binlerce kilometre içerideki nehir kollarına bırakıyorlar?
Evrimcilerin iddiaları düşünüldüğünde olması gereken, somon balıklarının
sadece kendilerini yaşatacak davranışlarda bulunmalarıdır. Ancak
somonlar tam tersine yumurtlamak için kendi hayatlarını tehlikeye
atarak zorlu bir yolculuğa kalkışmaktadırlar. Alemlerin Rabbi olan
Allah dünya üzerindeki diğer tüm canlılar gibi somonlara da gidecekleri
yönü ilham etmektedir.
Somonlardaki yön tayin sistemlerini yaratan, nehirleri aşarak doğru
hedefe ulaşmalarını sağlayan, yüce Allah'tır.
Allah bir ayette bütün canlıları denetiminde tuttuğunu şöyle bildirmektedir:
… O'nun, alnından yakalayıp denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim doğrdoğru bir yol üzerinedir.
(Hud Suresi, 56)
Somonlar Allah'ın onlar için yarattığı özel sistemleri kullanmakta
ve diğer tüm canlılar gibi Allah'tan aldıkları ilhamla hareket etmektedirler.
Bütün bunlar Allah'ın yaratışındaki ihtişamı gözler önüne seren
delillerdendir. Somonların hayatları Allah'ın yaratma sanatındaki
güzelliklerden biridir. Canlılardaki bu gibi detaylar ve yeryüzündeki
çeşitlilik insanın düşünmesine ve Allah'a yönelmesine neden olur.
GÜVELERİN UZMANLIK KONUSU: SES ÜSTÜ DALGALAR
Bir hayvanın hayatta kalabilmesi için düşmanını ya da avını fark
edebilmesi en acil ihtiyacıdır. Bazı güve türleri bu konuda büyük
bir avantaja sahiptirler. Çünkü en büyük düşmanlarının yani yarasaların
avlanırken kullandıkları yüksek frekanslı sesleri duyabilirler.
Tufts Üniversitesi'nden birkaç öğrenci ve bilim adamı, gece güvelerinin
merkezi sinir sistemini incelemişlerdir. Amaç güvenin merkezi sinir
sistemini kulağa bağlayan algıların düzeninin şifres_dogadaki_muhendislikini çözmek ve
güvenin yarasadan nasıl kurtulduğunu bulmaktır.25
Araştırmalar sonucunda kulaklarındaki özel sistem sayesinde güvelerin,
yarasanın avlanma sistemini deldikleri anlaşılmıştır. Yarasa ile
ilgili haberler, güvenin kulağından merkezi sinir sistemine sadece
iki lif aracılığıyla gönderilir. Basit bir yapıya sahip izlenimi
veren bu sistem aslında güvenin ses üstü dalgaları algılamasını
sağlayacak kadar mükemmel bir tasarıma sahiptir.
Düşmanın Savaş Planını Ele Geçirme
Böcekçil yarasalar gece karanlığında uçarken, bir seri yüksek frekanslı
çığlık atarlar. Böylece yankıların kaynağının yönünü ve uzaklığını
belirleyerek avlarını bulmayı başarırlar. Bu radar o kadar hassastır
ki yarasaların sivrisinekten bile küçük böcekleri bulup yakalamasını
sağlar. Yarasa çok başarılı bir avcıdır, ancak bazı gece uçan güve
türleri -Noctuidae, Geometridae ve Arctiidae ailesinin üyeleri-
yarasaların ses üstü çığlıklarını duyabilen kulaklara sahiptir.
Bu kulaklar güvelerin kanatlarının altında bulunur ve "erken uyarı
sistemi" gibi çalışırlar. Bu sayede yarasaya av olmaktan kurtulurlar.
Bir yarasanın yaklaştığını duyduklarında, güveler, her zamanki
uçuşlarından farklı olarak keskin dalışlar ya da karışık halkalar
yaparlar. Kimi zaman da azami hızla yarasanın gönderdiği yüksek
frekanslı sesin tam ters yönünde uçarlar. New York City Üniversitesi'nden
Asher E. Treat, yarasaların gelişine göre farklı yönde hareket eden
güvelerin yaşama şanslarının diğerlerine göre oldukça yüksek olduğunu
gözlemlemiştir.26
Güvenin kulağı, bizim hiç duyamadığımız, 3.200 metreden daha uzaktaki
ses üstü yarasa çığlıklarını yakalayabilir. Bunun yanında, yarasa
çığlıklarını da içine alan saniyede 10 kilocycle'dan 100 kilocycle'ın
üzerine kadar frekansları fark edebilir. En büyük yetenekleri ise
atışlı sesleri -yani sessizliklerle bölünen kısa ses patlamalarını-
fark etmeleri ve ses çarpmalarının yükseklikleri arasındaki farkı
ayırt etmeleridir. Bunlar güve ile yarasanın savaşında güve için
büyük avantajlardır.
Savaşan iki ülkeden birinin diğerinin savaş planını ele geçirmesi
elbette ki çok önemlidir. Onların kullanacakları silahların özelliklerinden
haberdar olunması, düşmanın nasıl bir taktik kullanarak saldıracağı,
zaferi kolaylaştıracak bilgilerdir. Güvelerin yarasalara karşı kazandıkları
zafer de, güvelerin yarasaların tüm saldırı taktiklerinden haberdar
olması sayesinde gerçekleşmektedir. Bu durum elbette ki güvelerin
yaratılışlarındaki kusursuz tasarımın bir sonucudur. Güve yarasanın
sesini algılarken birçok alternatifin gerçekleşme ihtimali vardır.
Ancak bunların içinde güvenin tam olarak işine yarayacak olan gerçekleşir
ve güve yarasadan kurtulur. Bu ihtimalleri inceleyerek güvenin başardığı
işin önemini vurgulayalım:
Güvenin ses algılama menzili yarasanınkinden daha kısa olsaydı,
güvenin kulakları onu yarasadan koruyamayacaktı. Böyle bir durumda
güve yarasayı fark edip önünden kaçmaya çalışsa bile, yarasa onu
keşfedecek ve daha hızlı uçtuğu için de eninde sonunda güveyi yakalayacaktı.
Başka bir ihtimal olarak güve çok yakındaki bir yarasayı uzakta
gibi algılayabilirdi ya da yarasanın gönderdiği sesin yönünü ters
anlayarak kaçmak yerine yarasaya doğru da uçabilirdi…
Ancak bu sayısız ihtimaller içinde güveler en doğru olanını gerçekleştirirler
ve yarasaya av olmaktan kurtulurlar.
Ahzab Suresi'nin 52. ayetinde "Allah, herşeyi gözetleyip denetleyendir."
buyrulmaktadır. Güveler de yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah'ın
vücutlarında yarattığı mükemmel sistemler ve bunları nasıl kullanacaklarının
kendilerine ilham edilmesi sayesinde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Ve yine Allah'ın ilhamı ile akılcı davranışlarda bulunmakta, doğru
seçimi yapmaktadırlar. Güvelerdeki sistem de bunun sayısız delilinden
biridir.
Güvelerdeki Mükemmel İşitme Sistemi
Scientific American dergisinde yayınlanan makalelerden yararlanılarak
hazırlanan Animal Engineering adlı kitapta anlatılanlar, güvelerin
vücudunda kusursuz kompleks bir sistemin var olduğunu ortaya koymaktadır:27
Güvenin kulakları göğsünün arka kısmının yan taraflarında bulunur.
Kulak, esas olarak böceğin göğüs ve karnını ayıran dar bir geçide
yerleştirilmiştir. Kulaklar dışarıdan bakan biri için küçük birer
oyuk gibi gözükebilir. Bu oyukların her birinin içinde şeffaf bir
kulak zarı vardır.
İlerleyen satırlarda detaylı olarak görüleceği gibi güvenin kulağındaki
bütün detaylar daha iyi duymasını ve yarasanın çığlığını analiz
etmesini sağlayacak niteliktedir.
Geçidin orta kulak olarak adlandırılan kısmında yer alan zarın
hemen arkasında bir hava kesesi bulunur. Güvenin işitme sisteminin
parçalarını içeren ince bir sıra doku da hava kesesini boydan boya
geçerek kulak zarının ortasından iskelet desteğine kadar uzanır.
Bu sıra üzerinde A hücres_dogadaki_muhendisliki olarak adlandırılan iki işitme hücres_dogadaki_muhendisliki
yer alır. Bu iki hücreye bitişik olan ve B hücres_dogadaki_muhendisliki olarak adlandırılan,
sesle doğrudan ilişkili olmayan üçüncü bir hücre de mevcuttur.
Her A hücres_dogadaki_muhendisliki, bir ucu dışarı yani kulak zarına doğru, diğer ucu
da içeri yani iskelet desteğine doğru uzanan birer sinir lifi gönderir.
Güvenin algıladığı yüksek frekanslı seslerle ilgili tüm bilgiler
A1 ve A2 olarak adlandırılan bu iki A lifinin üzerinden merkezi
sinir sistemine iletilir. Her iki A lifi de büyük B hücres_dogadaki_muhendislikinin çok
yakınından geçer. B hücres_dogadaki_muhendislikinin de bir sinir lifi vardır ve kısa
bir mesafe sonra üç lif olarak birleşir. Birleşen üç lif, orta kulak
siniri olarak güvenin merkezi sinir sisteminin içine doğru devam
eder.
Sinir liflerindeki elektriksel sinyaller 1 voltun binde 1-2'si
kadardır. Güvenin A liflerindeki sinyaller, duyu hücrelerinden merkezi
sinir sistemine saniyenin binde ikisinden daha kısa bir sürede ulaşırlar.
Bu sinirler, yarasaların yaydığı ses dalgalarını algılayabilecek
kapasitededirler. Ayrıca bu dalgalar arasındaki değişimleri ve dalgaların
büyüklüklerini tespit etme konusunda son derece hassastırlar. Güve,
liflerdeki tüm bu özellikler sayesinde, uzaktaki bir yarasanın uzun
ve zayıf çığlığını, öldürmek üzere yaklaşan bir yarasanın şiddetli
çığlığından ayırabilir.
Güveler Bu Ayrımı Nasıl Yapabilmektedirler?
Bilim adamları bu soruya cevap verebilmek için "Güve, kulağına
ulaşan bilgilerden hangisini değerlendirmekte ve nasıl bir sonuç
almaktadır?" sorularından yola çıkarak araştırmaya başlamışlardır.
Evrimcilerin "tesadüfi oluşum" iddialarını ortadan kaldıran bu detayların
bir kısmı şöyledir:
Bilim adamları konuyla ilgili olarak mikroskobik elektrik akımlarını
tespit eden bir aletle (osiloskop) ölçümler yapmışlardır. Bir güvenin
kulağı yarasanın çığlığı tarafından uyarıldığı zaman osiloskopta
A hücres_dogadaki_muhendislikinin derhal faaliyete geçtiğine dair sivri yükseltiler belirir.
Uyarı şiddetlendikçe sinirdeki elektrik sinyallerinde de değişimler
görülür. İlk önce, sinyallerin büyüklükleri artar, ikinci olarak
sinyallerin arasındaki zaman aralığı azalır. Üçüncü olarak önce
A1 lifinin kaydında beliren yükseltiler iki lifin birden kaydında
görülürler. (A1 lifi, ses algılama konusunda A2 lifinden daha duyarlıdır.)
Dördüncü olarak da, uyarının şiddeti ne kadar büyükse, A hücres_dogadaki_muhendisliki
de o kadar hızlı şekilde bir yükselti meydana getirir.
Bu bilgileri değerlendiren bilim adamlarını yeni sorular beklemektedir.
Artan şiddetli bir uyarı karşısında güvenin işitme tepkisiyle ilgili
hangi değişiklik, güvenin davranışını belirlemektedir? Bilim adamları
"güvenin bakış açısı" olarak nitelendirdikleri tahmin yöntemini
kullanarak şu sonuçlara varmışlardır:
Güvenin birinci çeşit bilgilere -yani A yükseltilerinin sayısına-
göre hareket etmesi onu ölümcül bir yanlış yapmaya yöneltebilir.
Örneğin güve uzaktaki bir yarasanın uzun ve zayıf çığlığını, kendisini
öldürmek üzere yaklaşan bir yarasanın şiddetli çığlığıyla karıştırabilir.
Böyle bir hata ancak güve, yarasanın çığlığının yüksekliğini belirlemek
için ikinci bilgiyi -sivri yükseltilerin arasındaki aralıkları-
kullanırsa önlenebilir.
Üçüncü tip bilgi -A2 lifinin faaliyeti- ¨erken ikaz¨ mesajını,
¨üstüne almak¨ mesajı haline getirmek işine yarayabilir.
Dördüncü tip bilgi -bir sivri yükseltinin meydana gelmesi için
gereken zaman- dolaşan yarasanın yerini belirlemesi için gerekli
olan bilgiyi güveye sağlayabilir. Örneğin, eğer ses güvenin sol
kulağında sağdan daha yüksekse, o zaman A yükseltileri, merkezi
sinir sisteminin sol tarafına sağ tarafından bir milisaniyenin küçük
bir bölümü kadar daha çabuk bir zamanda ulaşacaktır.
Bunlar güvenin yarasa ile ilgili kararı verirken hangi ihtimalleri
ve ne gibi bir sistemi kullandığı ile ilgili tahminlerdir. Bir de
güvenin net olarak gözlemlenebilen davranışları vardır.
Eğer güvenin algıladığı ses zayıfsa ve karşı yönden geliyorsa güve
hemen ters yöne dönerek uçar. Çünkü sesin zayıf olması yarasanın
henüz güveyi tespit etmediğini dolayısıyla da peşine düşmediğini
göstermektedir. Çünkü yarasalar avlarını tespit edip saldırırken
artan bir sıklıkta ses dalgaları yollarlar. Zayıf dalgaları algılayan
güve yön değiştirerek yarasayı arkasına alıp oradan uzaklaşır.
Eğer güvenin algıladığı sinyaller yoğunsa güve ya yere doğru ani
bir dalış yapar, ya da havada keskin dönüşler içeren bir dizi manevra
gerçekleştirir. Tüm bunların amacı yarasanın elinden kurtulmaktır.
Güvenin Destek Sistemleri
Güvenin iki kulağa sahip olması ona ses kaynağının yönünü tayin
imkanı da verir. Eğer yarasa güvenin solunda ise sağdan gelen ses
dalgaları, soldakine oranla saniyenin binde biri kadar bir gecikmeyle
algılanır. İki kulak arasındaki bu algılama farkı, güvenin ses kaynağının
yerini belirlemesi için yeterlidir.
Güvenin kulaklarındaki şaşırtıcı özellikler şüphesiz bunlarla sınırlı
değildir. Bazı güvelerin kulakları zarımsı yapıdan oluşmuş bir kapağa
sahiptir. Bu kapak tıpkı bizim kulak kepçemiz gibi işlev görür.
Ses toplayarak duyma kapasitesinin güçlendirilmesine katkıda bulunur.
Bütün bunların yanı sıra bazı güveler sadece ultrasonik sesleri
algılamakla kalmaz böyle sesleri yayabilirler de. Bu güveler yarasayı
algıladıklarında kaçmaktan ziyade ultrasonik sesler yayarlar. Ancak
bu şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü yarasalar ultrasonik sesleri algılamakta
tam anlamıyla ustadırlar. Bu durumda güvenin bu hareketinin intiharla
eş anlamlı olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yarasalar bu tip güvelerle
karşılaştıklarında sanılanın aksine hızla oradan uzaklaşmayı tercih
ederler. Bilim adamları bu davranışın iki temele dayanabileceğini
düşünüyorlar:
1- Güvenin çıkardığı ses yarasanın algılama sistemini bozmaktadır.
2- Ses yayan güveler yarasaların sevmediği bir tada sahiptir. Yarasa
bu sesi algıladığında tatsız bir av ile karşılaştığını düşünmektedir.
Buraya kadar verilen bilgilere göz atıldığında güvelerin hem davranışlarında
çok açık bir şuur görülmekte hem de vücutlarındaki kusursuz tasarım
dikkat çekmektedir. Güvenin ses üstü dalgaları algılaması, bunları
yorumlayabilmesi, karşı dalgalar gönderebilmesi ayrı ayrı tasarımlar
gerektiren özelliklerdir.
Güvenin yarasanın sesini duyabilmesi, karmaşık bir dizi işlem sayesinde
mümkün olabilmektedir. Bu işlemlerden birini, örneğin A1 lifi ile
A2 lifi arasındaki algılama farkını ortadan kaldırırsanız güve,
yarasa çığlıkları arasındaki farkı hissedemez. Veya kulak zarının
yapısı bozulduğunda, güve artık hiçbir şey duyamaz. Güvenin yarasanın
seslerini algılaması da tek başına bir şey ifade etmez. Böceğin
hayatta kalabilmesi için düşmanın varlığına tepki verecek bir sinir
sisteminin de olması şarttır.
Bu sinir sisteminde, belirli kasları harekete geçirerek kaçışı
sağlayan tepkimeler bir düzen içerisinde gerçekleşmelidir. Sinir
sisteminin, belli bir düzendeki veriyi yani yarasanın çığlıklarını,
güvenin kaçış hareketine çeviren sistem, bir "karmaşık sistem"dir.
Bu sistem üzerinde biraz düşündüğümüzde evrim teorisinin zaman
içinde oluşum iddialarının ne derece akıl dışı olduğunu bir kez
daha görürüz. Evrim teorisi canlıların sadece tesadüfi değişiklikler
sonucunda ortaya çıktıklarını iddia eder. Ancak güvenin işitme sistemi
"indirgenemez kompleks" özelliktedir. Yani güvenin işitme sistemi,
ancak kendisini oluşturan parçaların bir bütün olarak çalışmasıyla
fonksiyonunu yerine getirebilmektedir. Parçalardan tek bir tanesi
bile olmasa ya da gereği gibi çalışmasa organ hiçbir işe yaramayacaktır.
Dolayısıyla evrimcilerin "tesadüf" kavramının geçerliliği yoktur.
Evrimcilerin Güveler Hakkındaki Büyük
Yanılgıları
Güvelerin kulak yapısı bazı bilim
adamlarınca "basit" kabul edilir. Ancak bu kabulün nedeni
sadece evrimci anlayıştır, bilimsel bir dayanağı yoktur. Merkezi
sinir sistemine sahip olan hayvanlar ve insanlar dış dünyayı,
binlerce sinir lifi ile beyne bağlı bir sıra duyu organı aracılığıyla
algılar. Güvenin algılaması ise topu topu birkaç sinir lifi
aracılığı ile sağlanmaktadır. Bu nedenle evrimci görüşe göre
güvenin işitme duyusu en ilkeldir ve bu nedenle evrimsel gelişimin
en alt basamaklarında yer almaktadır. Ancak evrimciler her
iddialarında olduğu gibi bu konuda da ciddi bir yanılgı içindedirler.
Bir sistemi sırf bu nedenlerle ilkel
olarak kabul etmek büyük bir hatadır. Çünkü herkes tarafından
bilindiği gibi bir işlevin, mümkün olan en az elemanla, küçük
bir hacimde ihtiyacı tam olarak karşılaması "ilkelliğin" değil
tam tersine "gelişmişliğin" bir göstergesidir. Sözgelimi cep
telefonları ve radyolar gibi ses algılayıcı sistemler teknoloji
geliştikçe küçülmekte ve içlerindeki elektronik parçalar azalıp
mükemmelleşmektedir.
Güvelerdeki sistem de çok az parçayla
mükemmel işleyen bir sistemdir. İnsanın teknolojik aletlerle
yapabildiği ses ölçümlerini güveler kulaklarıyla yapabilmektedirler.
Bu özelliği ilkellik olarak nitelendirmek evrimcilerin Allah'ın
apaçık varlığını gözardı etme yönündeki sonuçsuz çabalarından
başka bir şey değildir.
Böyle bir sistem "aşama aşama" gelişemez,
çünkü ara aşamaların hiçbiri tek başına bir işe yaramayacaktır.
20. yüzyıl bilimi, canlılığı en ince
detaylarına kadar incelemiş ve canlılardaki yapıların çoğunun
birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle oluşamayacak
kadar karmaşık olduğunu göstermiştir. Bu tip kusursuz sistemlerin
var olabilmesi için "son derece üstün bir bilgiye" sahip bir
tasarımcının varlığı gereklidir. Canlılardaki benzeri olmayan
tasarımlar herşeyin sahibi olan Allah'a aittir. Allah'ın üstün
yaratma gücü ve sanatı, bir ayette şöyle ifade edilir:
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü
O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
|
Canlılardaki sistem ve organların çoğu bu indirgenemez komplekslik
özelliğine sahiptir. Bu kavramın Darwinizm'e çok açık bir darbe
indirdiğini, Darwin de anlamıştır. Darwin, Türlerin Kökeni adlı
kitabında şu itirafta bulunur:
Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks
bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle
yıkılmış olacaktır…28
Günümüz teknolojisi sayesinde canlılardaki sistemlerin kompleksliği
açıkça ortaya konmuştur ve evrim teorisi yıkılmıştır. Darwin, teorisini
son derece ilkel bilimsel şartlar altında ortaya koymuştur. O dönemdeki
teknik donanım, bilgi yetersizliği ve dolayısıyla dar görüşlülük
evrim teorisinin bütün iddialarında açıkça görülmektedir. Ancak
şu anda 21. yüzyıldayız ve teknoloji gelişmiş durumda. Bilimsel
gelişmeler canlılardaki mükemmel yapıları ortaya koyarken hala Darwinizm'i
savunmakta ısrar edenlerin olması elbette ki düşündürücüdür.
Canlılardaki bilinçli tasarım, canlıların tesadüfen ortaya çıkmadıklarını
ve üstün bir yaratılış ile yaratıldıklarını açıkça kanıtlamaktadır.
Bütün canlı ve cansız varlıkları, bir anda en kusursuz şekilde yaratan
yüce Allah'tır. Darwinizm'i savunmakta ısrar edenlerin ise aşağıdaki
ayet üzerinde düşünmelerinde fayda vardır:
De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek
var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran
mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça
kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?"
(Yunus Suresi, 35)
YILANLARDAKİ ISI ALGILAYICI SİSTEM
Çıngıraklı yılanın başının ön kısmındaki yüz çukurlarında ısı algılayıcıları
vardır. Yılan bunları kullanarak çevres_dogadaki_muhendislikindeki canlıların vücut sıcaklıklarının
neden olduğu kızıl ötesi ışınlarını saptar. Bu saptama, ortam sıcaklığındaki
1/300'lük bir derece artışını saniyenin binde 35'i kadar kısa bir
sürede tespit edebilecek kadar hassastır. Hatta bu hassasiyet o
kadar fazladır ki yılan, kendisinden uzaklaşmış olan avının ayak
izlerinden yayılan ısıyı tespit ederek de avını takip edebilir.
Yılanın bu hassas ısı algılama duyusu sadece av bulmaya yaramaz.
Yılan soğukkanlı bir hayvandır. Yaşadığı ortam ancak 30 derecenin
üzerinde olduğunda normal yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilir.
Bu nedenle ısı algılayıcıları, kışları geçirecekleri sıcak bir mağara
veya ağaç kovuğu bulmalarında yılanların en büyük yardımcılarıdır.
14 yılan türünden sadece ikisinde ısı algılayıcılar vardır. Bu iki
türün sahip olduğu algılayıcılar arasında da yapısal olarak farklılıklar
vardır. Örneğin engerek yılanlarındaki algılayıcılar başının ön
tarafında, gözlerinin aşağısındaki açıklıkları ileri doğru bakacak
şekildedir.
Çukurlar birkaç milimetre çapında ve 5 mm. kadar derinliktedir.
Çukurun içi bir zar aracılığı ile ikiye ayrılır. Böylece iç ve dış
odacık olarak adlandırılan bölümler oluşur. Yılanın kafasında, zarın
içine doğru sonlanan ve "trigeminal" olarak adlandırılan iki sinir
kolu vardır. Avın bedeninden yayılan ısı, elektrik sinyallerine
çevrilir. Trigeminal sinirin görevi ise bu sinyalleri beyne göndermektir.
Beynin ısı sinyallerini algılayan kısmı ise "terminus"tur.29
Sinir kolu bu bölgeye yaklaştıkça üzerindeki özel kaplama malzemelerini
kaybetmeye başlar. En sonunda geniş ve yayvan bir yapı halini alır.
Bu yapının uçlarında mitokondri denen küçük hücres_dogadaki_muhendislikel yapılar mevcuttur.
Isı uyarısı bunlara uğradıklarında yapısal olarak değişime uğrar.
İşte avın algılanması da bu değişim sayesinde gerçekleşmektedir.
Bugün bu algılama sisteminin nasıl çalıştığı tam olarak bilinmemektedir.
Bilim adamlarının bu konudaki ortak kanısı algılamanın tamamen özel
yapıdaki karmaşık bir süreç sonunda gerçekleştiğidir.
Isı Algılayıcı Sistemdeki Özel Kontrolün Önemi
Yılanın ısı algılayıcı sistemi, kendi vücut ısısından bağımsız
olarak çalışır. Sistem; uyarı başlar başlamaz çalışmakta, sonrasında
tepki vermemektedir.30 Sadece
bu özellik bile yılanlardaki bu sistemin, özel olarak tasarlanmış
bir planlamanın ürünü olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir.
Eğer ısı algılayıcıları, hayvanın kendi vücudundan yayılan ısıyı
da dikkate alsaydı sistem sürekli olarak sinyal verecekti. Bu sinyaller
yılanın çevredeki ısı kaynaklarından aldığı sinyalleri perdeleyecek
ve sistemi felç edecekti.
Görüldüğü gibi bu durum yılanları bu mükemmel sistemleri ile birlikte
Allah'ın yarattığını göstermektedir.
|

|
|
Yandaki resimlerde boa yılanındaki ısı algılayıcılarının
anatomisi gösterilmiştir. Alt ve üst çenedeki pulların arkasında
detaylı bir sinir ağı vardır. Bunlar ikiye ayrılan bir sistem
oluştururlar. Sistem kızıl ötesi bir uyarıcı ile karşılaştığında
trigeminal sinir beyne sinyal taşır. Yılan küçük bir kızıl
ötesi radyasyon algıladıktan 35 milisaniye sonra beyinde bir
tepki kaydedilir.
|
Yılanlara özel olan bu algılayıcı sistemdeki her detay eksiksizdir.
Bütün aşamalar en ince detayına kadar kusursuz olarak yaratılmıştır.
Tesadüflerin böyle çok aşamalı düşünülmüş bir sistemi ortaya çıkaramayacağı
çok açıktır. Allah'tan başka hiçbir gücün böyle mükemmel sistemler
var etmesi, üstelik bunun o canlının bütün türdeşlerinde olmasını
sağlaması kesinlikle mümkün değildir. Bu açık gerçeği yılanlardaki
diğer sistemlerden bazı örnekleri inceleyerek bir kez daha görelim.
Yılanlardaki Avlanma Mekanizmaları
Yılan, koku alma organı olan çatal dilinin yardımıyla, koyu karanlıkta
yarım metre ilerisinde yere çömelmiş hareketsiz bir canlının durduğunu
anlayabilir. Gece karanlığı olmasına karşın, ısı algılayıcı sistem
sayesinde avının yerini hatasız tespit eder. Yılan avına önce sessizce
sokulur, saldırı mesafesine girer, ardından boynunu yay gibi gerer
ve avının üzerine büyük bir hızla atılır. Bu sırada 180 derece açılabilen
güçlü çenesindeki dişlerini avına geçirmiştir bile. Tüm bunlar,
bir otomobilin yarım saniye içinde sıfırdan 90 km/saat hıza erişmesi
ile eşdeğer bir süratte olup biter.
Yılanın, avını etkisiz hale getirmek için kullandığı en büyük silahı
ise 'zehir dişleri'dir. Bu dişlerin uzunluğu 4 cm. kadardır. Dişlerin
içi oyuktur ve zehir bezlerine bağlıdır. Bez kasları, yılan ısırdığı
anda büzülür ve zehri önce diş kanalına, oradan da avın cilt altına
basınçla püskürtürler. Yılanın zehri, ya avın merkezi sinir sistemini
felce uğratır ya da kanını pıhtılaştırarak ölümüne neden olur.
Yılanlar Isı Saçan Cismin Gerçek Bir Av Olup Olmadığını
Nasıl Anlar?
 |
|
1. Çıngıraklı yılan avına, son model
bir spor araba ile kıyaslanabilecek kadar ani bir hızla saldırabilir.
2. Yılanın kafasının önündeki
ısı algılayıcıları bir termal kamera gibi çalışır. Hayvan
bu algılayıcılar sayesinde gece karanlığında bile çevres_dogadaki_muhendislikini
görebilir.
3. Yılan, bir damlası onlarca
hayvanı öldürmeye yetecek kadar güçlü bir zehire sahiptir.
Bu zehirin sentezlendiği bezler, modern bir laboratuvardan
daha üstün teknikler kullanarak çalışmaktadır.
4. Kuyruğun ucundaki çıngırak
düşmanları uyaran bir alarm sistemi gibi iş görür.
5. Zehirin düşmana zerk edilmesi
için kullanılan dişlerde özel bir enjektör sistemi vardır.
|
Yapılan bir deneyde yılanın, ısı algılayıcısının ve çatal dilinin
ortak çalışması sayesinde ısı kaynağının gerçek bir av olup olmadığını
tespit edebildiği anlaşılmıştır. Karanlık ortamda yılanın önüne
sıcak bir kum torbası ve ölü bir hayvan bırakılmıştır. Yılan ilk
başta torbaya hemen hamle yapmakta ancak yemeye çalışmamaktadır.
Hayvandan bir ısı yayılmamasına karşın ona rastlayınca diliyle yoklamış
ve ardından da yemeye başlamıştır. Eğer böyle olmasaydı yılan her
ısı kaynağına saldıracak ve sokarak boş yere uğraşmış olacaktı.
Ancak iki duyu sisteminin birbirini destekleyecek özelliklerde yaratılması
sayesinde böyle bir durum ortadan kaldırılmıştır.
Bir canlının gece görüş sistemine, hatasız yer tespit özelliğine
ve başka bir hayvanı zehirleyerek öldürmek için gerekli olan donanıma
sahip olması şaşırtıcı ve mükemmel bir özelliktir.
Allah'ın apaçık varlığını inkar etmekte diretenler, yılanın nasıl
böylesine üstün bir yeteneğe sahip olduğunu elbette açıklayamazlar.
Çünkü yılanın ağzında yer alan zehir sistemi, son derece karmaşık
ve özel planlanmış bir sistemdir. Bu sistemin işlemesi için öncelikle
hayvanın içleri oyuk özel "zehir dişleri"nin, sonra bu dişlere bağlı
zehir bezlerinin, en sonunda da bu bezlerin içinde düşmanlarını
anında felç edecek kadar güçlü bir zehirin oluşması gerekmektedir.
Ayrıca hayvan avını soktuğu anda bu sistemi çalıştıracak bir refleksin
ortaya çıkması da şarttır. Bu çok parçalı sistemin tek bir parçası
dahi olmasa, sistem çalışmayacaktır. Bu da yılanın avlamak için
seçtiği hayvanlara yem olmasıyla bile sonuçlanabilecek bir durumdur.
Bütün bunların yanı sıra zehirin yılana hiçbir zarar vermiyor olması
da başlı başına incelenmesi gereken bir detaydır. Yılanın vücudunda
hem zehir hem de zehiri saklayacak bir sistem vardır. Zehirin saklandığı
bezlerin koruyucu özellikte olması şarttır, aksi takdirde zehir
yılanın vücuduna yayılacak ve yılanın ölümüne neden olacaktır. Görüldüğü
gibi zehir sistemi bir bütün olarak var olmak zorundadır. Böyle
bir sistemin hayali bir evrim süreci içinde aşama aşama oluşamayacağı
ortadadır.
Zehir sistemi üzerinde düşünmek evrimcilerin "tesadüfen oluşum"
iddialarının gülünçlüğünü ortaya çıkarmak için yeterlidir. Evrimcilerin
iddiaları hayali varsayımlardan ibarettir. Isı algılayıcılarının
ya da zehir dişlerinin daha önce yokken bir gün birdenbire ortaya
çıkamayacağı açıktır. Bunun için önce dişlerin, sonra dişin içindeki
boşlukların oluşması gerekir. Daha sonra vücudun diğer canlıların
nasıl bir zehirden etkileneceklerini öğrenmesi, daha sonra bu formülde
bir zehiri kendi vücudunda üretmesi gerekir ki, bu saydıklarımız
gerçekleşmesi gereken aşamaların çok kabaca tanımlanmasından ibarettir.
Buraya kadar verilen örneklerde de görüldüğü gibi yılanların vücut
sistemlerindeki herşey karmaşık ve birbirleriyle ilişkilidir. Herşey
en ince ayrıntısına kadar kusursuz detaylara sahiptir. Bu ise çok
açık bir şekilde yaratılışı kanıtlar. Yılanları, kokuları algılamadaki
mükemmel yetenekleriyle, zehir sistemleriyle ve diğer tüm özellikleriyle
birlikte yaratan üstün güç sahibi olan Allah'tır. Bütün bu apaçık
delillere rağmen Kendisine iman etmemekte direnenleri Allah Kuran'da
zalim olarak nitelendirmekte ve şöyle buyurmaktadır.
AKREBİN ALGI YETENEĞİ
Çölde yaşayan kum akrepleri, küçük hayvanlar içinde en tehlikeli
olanlardandır. Bu akrep türünün gözleri hemen hemen hiç görmez.
Buna rağmen geceleri avlarının yerini büyük bir ustalıkla belirleyebilirler.
Peki bu şaşırtıcı olay nasıl gerçekleşir?
Bu durum, akrebin sekiz ayağında da bulunan yarık biçimindeki mükemmel
algılayıcılarla ilgilidir. Bu algılayıcılar, milimetrenin milyonda
birinden daha küçük titreşimlere yol açan hareketleri bile belirleyebilecek
kadar hassastırlar.
Akrebin yakınlarında bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünelim.
Yere konan kelebek yerde iki tip titreşim dalgası oluşturur. Birincisi
saniyede 150 metre hızla ilerleyen hacim dalgalarıdır. İkincisi
ise yüzeye paralel olarak saniyede 50 metre hızla yayılan "Rayleigh"
denilen dalgalardır. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma
süreleri arasındaki fark tespit edilerek belirlenir.31
Avın ne kadar uzakta olduğunu bilmek elbette tam bir
tesbit anlamına gelmez. Bu nedenle hedefin hangi yönde olduğunun
bilinmesi de şarttır.
 |
|
Çöl akrebi milyonlarca yıldır
kum üzerindeki en ufak titreşimleri dahi algılayabilecek hassasiyette
sistemlere sahiptir. İnsanlar ise uzun yıllar içinde bilim
alanında edindikleri birikimler sonucunda titreşim sensörleri
yapabilmişlerdir.
|
Akrebin bacakları yaklaşık 5 cm. çaplı bir daire üzerinde yere
basar. Dolayısıyla avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava
en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması
arasında 5 milisaniye (saniyenin iki yüzde biri) kadar bir fark
olur. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını belirlediğinde,
sinir hücreleri akrebin sinir sistemi merkezine bir sinyal yollar.
Bu uyarıcı sinyal, karşı taraftaki üç ayaktan gecikmiş olarak gelen
dalgaları algılayan sinire de ulaştırılır. Ancak bu üç bacaktan
gelen sinyaller bastırılarak sinir sistemi merkezine anında ulaştırılmaz.
Böylece her defasında erken gelen sinyale kaynak oluşturan ayak
ile diğer taraftaki üç ayağın konumu değerlendirmeye alınır. Bu
konumsal değerlendirmeyle dalganın kaynağının yönü belirlenir.
Eğer uyarıcı sinyal ile baskılanan sinyallerin
ayaktaki algılayıcılara ulaşması arasındaki fark saniyenin beş yüzde
biri kadarsa, sinir sistemi merkezi her iki sinyali de gecikmesiz
olarak aynı anda algılar. Bu ise akrep için, harekete geçme ve "saldırı
için mükemmel tasarlanmış silahlarını kullan" anlamına gelir.
|

|
1-CİĞERLER
Akreplerin karınlarında sekiz adet nefes
deliği bulunur. Bunlardan sadece biri açık olsa bile akrep hiç
zorlanmadan nefes almaya devam eder. Güçlü ciğerleri sayesinde
iki gün suyun altında rahatlıkla kalabilir.
2- GÜÇLÜ ZIRH
Vücudunu bir zırh gibi saran kabuğu, onu yalnız düşmanlarından
değil, radyasyondan bile koruyacak kadar dirençlidir. İnsan
vücudunun radyasyona direnci 600 rads dolayındadır. Oysa akreplerde
bu direnç 40.000 ile 150.000 rads'a kadar yükselir.
3- ZEHİRLİ MIZRAK
Akreplerin bazen insanı bile öldürecek derecede olan kuvvetli
zehirleri vücutlarının arka tarafında bulunan mızrakları vasıtasıyla
düşmanlara aktarılır.
4- KISKAÇLAR
Akrebin kıskaçlarının görevi, kurbanlarını iğnesiyle sokmadan
önce etkisiz hale getirmektir. Ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla
kumu kazıp yer altına gizlenebilirler.
5- BEYİN
Akrep başından kuyruğuna kadar uzanan 15 sinir düğümünden oluşan
bir beyin yapısına sahiptir. Beynin bu yapısı hayvanın süratli
karar alma, refleks ve gerekli emirlerin organlara ulaştırılması
için büyük bir avantaj sağlar.
6- AYAKLAR
Ayaklarındaki alıcılar hayvanın her türlü hareketi, sesi ve
titreşimi algılamasını sağlamaktadır. Bu alıcılar o kadar hassastır
ki, akrep, yakınındaki bir canlının kumda oluşturduğu titreşimleri,
saniyenin 1/1000'i kadar olağanüstü bir sürede algılayabilir. |
Ayaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren 8 sinir hücres_dogadaki_muhendisliki adeta
bir komite gibi toplanıp, her defasında avın yönünü ortak bir kararla
belirlemektedir.32
Bu belirleme nasıl gerçekleşmektedir? Bunun için sinir hücreleri
her seferinde bir toplantı yapmakta, verileri belirlemekte ve sonuca
mı ulaşmaktadırlar?
Böyle bir toplantının olmadığı, sinir hücrelerinin sadece protein,
yağ ve sudan oluşan varlıklar olduğu, bir akla ve şuura sahip olmadıkları
açıktır.
Bu mekanizma milyonlarca yıldan beri, yaşamış her akrepte
aynıdır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi, tesadüfen ve zaman içinde
gelişmiş veya sonradan eklenmiş değildir. Akrebi, sonsuz kudret
sahibi olan Allah mükemmel bir tasarımla yaratmıştır.
ELEKTRİKLİ BALIKLAR
Yılan Balığının Elektro-Şok Tabancası
Boyları zaman zaman 2 metreye kadar uzanabilen elektrikli
yılan balıkları Amazon bölgesinde yaşar. Bu balıklarda gövdenin
üçte ikisini kaplayan ve sayıları 5000 ila 6000'i bulan organik
elektrik plakaları vardır. Bunların oluşturduğu elektriğin gerilimi
500 volt, akım değeri ise 2 amperdir. Bu, televizyonunuzu çalıştırmak
için kullandığınızdan çok daha güçlü bir elektrik yüküdür.
Elektrik üretebilme yeteneği, bu hayvana hem savunma
hem de mükemmel bir saldırı aracı olarak verilmiştir. Balık, vücudunda
ürettiği bu elektriği düşmanlarını şok edip öldürmekte kullanır.
Balıktan kaynaklanan elektrik şoku 2 m uzaktaki büyük baş bir hayvanı
bile öldürebilecek şiddettedir. Balığın elektrik üretme mekanizması
saniyenin binde ikisi veya üçü kadar kısa bir sürede devreye girer.
Hayvanın bu denli büyük bir enerjiye sahip olması
gerçekten büyük bir yaratılış mucizesidir. Sistem son derece komplekstir
ve "aşama aşama" gelişmesi gibi bir ihtimal de söz konusu değildir.
Çünkü balığın elektrik sistemi, tam olarak işlemediği sürece, ona
hiçbir avantaj sağlamayacaktır. Bir başka deyişle bu sistemin her
parçası aynı anda kusursuz bir şekilde yaratılmıştır.
Elektrik Alanı ile "Gören" Balıklar
Doğada yüksek elektrik yükleriyle silahlanmış
olan balıkların yanı sıra, iki yada üç volt gibi çok düşük sinyaller
yayan balıklar da vardır. Avlanma ya da savunmaya yaraması mümkün
olmayan bu zayıf sinyaller acaba ne işe yarıyor olabilir?
Bu balıklar zayıf elektrik sinyallerinden bir duyu
organı gibi faydalanır. Allah, balıkların vücudunda, sinyalleri
yayınlayabilecek ve bunları algılayabilecek eşsiz bir duyum sistemi
yaratmıştır. 33
Balık, yaydığı elektrik yükünü kuyruğunda yer alan özel
bir organda üretir. Bu yük, hayvanın gövdesinin arka bölümüne dağılmış
binlerce delikten sinyaller şeklinde yayılır. Bu sinyaller balığı
çevreleyen suda anlık bir elektrik alanının oluşmasına neden olur.
Balığın yakınındaki nesneler ise, bu alanın biçiminin bozulmasına
neden olur. Balık bu bozulmaları hemen tiplerine göre yorumlayarak
çevredeki nesnelerin büyüklüğü, iletkenliği ve hareketi hakkında
bilgiler edinir. Balığın vücudunda, çevredeki elektrik alanının
dağılımını bir radar gibi sürekli olarak denetleyen elektriksel
alıcılar vardır.
Kısacası bu balıkların vücudunda etrafa sürekli olarak
elektrik sinyalleri yayan, bir yandan da bu sinyallerin çarptığı
cisimleri yorumlayan organik bir radar vardır. İnsanların kullandıkları
radarların ne denli kompleks aygıtlar olduklarını düşündüğümüzde,
balığın vücudundaki yaratılışın harikalığı da ortaya çıkar.
Özel Amaçlı Alıcılar
Elektrikli balıkların vücutlarında çeşitli tipte alıcılar
vardır. 'Ampulümsü' denen alıcılar, diğer balıkların yüzücü kaslarının
ve böcek larvalarının yayınladığı alçak frekanslı elektrik sinyallerini
algılar. Bu tür alıcılar hayvanın, av ve avcılar hakkında bilgilenmesine
yarar. Bu alıcıların duyarlılığı o kadar fazladır ki, yerin manyetik
alanını bile algılar.
Ancak ampulümsü alıcılar, hayvanın kendi yayınladığı
yüksek frekanslı sinyalleri algılayamaz. Bu görev 'yumrulu' denen
özel alıcılar tarafından yerine getirilir. Bu alıcılar, balığın
etrafa yaydığı elektrik sinyallerini algılayan ve bu sinyallere
göre çevrenin bir tür haritasını çıkaran radar nitelikli alıcılardır.
Bu balıklar sahip oldukları sistem sayesinde, bir
yandan hemcinslerine kolayca ulaşabilir, öte yandan da birbirlerini
tehlikelere karşı haberdar edebilir. Bunun yanında türe, yaşa, büyüklüğe
cinsiyete ilişkin bilgileri de alıp verebilir.
Cinsler Arasındaki Ayrımı Anlatan Sinyaller
Her elektrikli balık türünün kendine özgü bir sinyali
vardır. Hatta aynı türdeki balıkların sinyallerinde bile bazı farklılıklar
gözlenebilir, ancak genel yapı aynıdır. Fakat bazı ayrıntılar her
bireye özeldir. Bir dişi balık bir erkekle karşılaştığında sinyallerdeki
bu farklılığı hemen algılar ve karşısındakinin cinsiyetini öğrenerek
ona göre davranır.
Balıkların Yaşını Anlatan Sinyaller
Elektrik sinyalleri balıkların yaşlarıyla ilgili bilgileri
de kapsar. Yumurtadan yeni çıkan bir elektrikli balığın sinyalleri
yetişkinlerden çok farklıdır. Sinyaller doğumu izleyen on dördüncü
güne dek bu 'çocuksu' biçimlerini korur, daha sonra ergin balığın
normal sinyallerine dönüşür. Yeni doğmuş balıklara özgü olan bu
sinyaller, balıkların çok karmaşık olan analık-babalık davranışlarının
düzenlenmesinde önemli rol oynar. Baba, kaybolan yavrusunu sinyallerinden
tanıyarak yuvaya geri getirebilir.
Yaşamsal Etkinlikler de Sinyallerle Belirtiliyor
Balıklar, cinsiyet ve yaşla ilgili bilgilerin yanında,
daha karmaşık olan başka bilgileri de yine elektriksel sinyallerle
ulaştırabilir. Elektrikli balık türlerinin tümünde korkutma mesajları,
frekansın birden bire artması ile verilir. Örneğin normal zamanlarda
10 hz.'lik, yani saniye başına 10 sinyal yayan Mormydaeler, bazen
kısa bir süre içinde, yayma ritimlerini 100-120 hz.'e ulaşıncaya
kadar hızlandırabilir. Hareketsiz bir Mormydae, yayınladığı korkutucu
elektriksel sinyalleri ile düşmanına üzerine saldırmak üzere olduğunu
anlatır. Bu davranış, saldırıya hazırlanan bir insanın yumruğunu
sıkması gibidir. Bu korkutma sinyali çoğu zaman karşı tarafı caydıracak
kadar etkilidir: Düşman, kısa bir süre için kendi sinyalini keserek
baş eğdiğini gösterir. Aralarında kavga olduysa ve düşman yaralandıysa,
yaralı yaklaşık 30 dakika elektriksel sessizliğe girecek, yani sinyal
üretmeyi bırakacaktır. Yatışma davranışı gösteren veya kavgayı kesen
balıklar, çoğu kez hareketsiz kalır. Bunun bir amacı, yerlerinin
belirlenmesini zorlaştırmaktır. Diğer amaç ise, sinyal üretmeyip
elektriksel olarak kör hale geldikleri için, etraftaki engellere
çarpmamaktır.
Sinyal Karışmasını Önleyen Özel Sistem
Peki acaba bir elektrikli balık, kendisiyle aynı sinyalleri
üreten bir başka balıkla yanyana gelirse ne olacaktır? Sinyaller
birbiri ile karışacak ve balıkların radarı işe yaramaz hale mi gelecektir?
Normalde olması gereken şey budur. Ama elektrikli balıklar bu karmaşıklığa
karşı doğal bir savunma sistemiyle birlikte yaratılmıştır. Uzmanlar
bu sisteme "Karmaşa Engelleme Tepkisi", kısaca JAR (Jamming Avoidance
Response) adını vermektedirler. Bu sistem uyarınca, balık kendisine
eşit bir sinyal frekansı olan başka bir balıkla karşılaşınca, kendi
yayın frekansını hemen değiştirmektedir. Karmaşaya karşı önlem,
karmaşa kaynağı olan balık henüz çok uzakta iken oluşmaya başlar;
böylece sinyallerdeki karışıklık, hiçbir zaman yüksek bir düzeye
ulaşamaz.
Tüm bu bilgiler, elektrikli balıkların olağanüstü
derecede kompleks vücut sistemlerine sahip olduğunu göstermektedir.
Bu sistemlerin kökeni ise asla evrimle açıklanamaz. Nitekim Darwin,
Türlerin Kökeni adlı kitabının "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölümünde
bu canlılara değinmiş ve bunları teorisine göre açıklayamadığını
kabul etmiştir. 34 Darwin'den
bu yana geçen zaman zarfında ise, elektrikli balıkların Darwin'in
sandığından çok daha kompleks bir tasarıma sahip oldukları anlaşılmış
bulunmaktadır.
Açıktır ki, elektrikli balıklar da tüm diğer canlılar
gibi, Allah tarafından kusursuzca yaratılmıştır ve bizlere kendilerini
yaratmış olan Allah'ın varlığını ve sonsuz ilmini göstermektedir.

19. Animal
Engineering, Readings from Scientific American with Introductions
by Donald Griffin, The Rockefeller University W. H. Freeman Com.,
San Francisco, s.53
20. Dr. R. Robin Baker,
Fantastic Journeys, 1991, Fog City Pres_dogadaki_muhendisliks,
San Francisco, USA s.132
21. Donald Griffin,
Animal Engineering, Readings from Scientific American with Introduction,
The Rockefeller University W. H. Freeman Com., San Francisco, s.55
22. Donald Griffin,
Animal Engineering, Readings from Scientific American with Introductions,
The Rockefeller University W. H. Freeman Com., San Francisco, s.55
23. Harika Canlılar
1, Belgesel film (VCD), Okur Yapımcılık.
24. John Downer, SUPERNATURE,
The Unseen Powers of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London
1999, ss. 149-150.
25. "Moth ultrasound",
Animal Engineering, Readings from Scientific American with Introductions
by Donald Griffin, The Rockefeller University W. H. Freeman Com.,
San Francisco, s.78
26. "Moth ultrasound",
Animal Engineering, Readings from Scientific American with Introductions
by Donald Griffin, The Rockefeller University W. H. Freeman Com.,
San Francisco, s.78
27. "Moth ultrasound",
Animal Engineering, Readings from Scientific American with Introductions
by Donald Griffin, The Rockefeller University W. H. Freeman Com.,
San Francisco, s.78-86
28. Charles Darwin,
The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard
University Pres_dogadaki_muhendisliks, 1964, s. 189.
29. "The Infrared receptors
of snakes", Animal Engineering, Readings from Scientific American
with Introductions by Donald Griffin, The Rockefeller University
W. H. Freeman Com., San Francisco, ss.66-70.
30. "The Infrared receptors
of snakes", Animal Engineering, Readings from Scientific American
with Introductions by Donald Griffin, The Rockefeller University
W. H. Freeman Com., San Francisco, ss.66-70.
31. Bilim ve Teknik
Dergisi, "Akrebin Silahı: Fizik", TÜBİTAK, Eylül 200, sf.16
32. http://itb.biologie.hu-berlin.de/~kempter/Publications/2000/PhysRevLett/abstract.html
33. Bu sistemin detayları için bkz: W. M. Westby, "Elektrikli
Balıkların Haberleşmesi", Bilim ve Teknik, Şubat 1985, s 3-6.
34. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Ankara: Onur Yayınları, 1996,
s.206

KİMYA
MÜHENDİSLERİ İLE YARIŞAN CANLILAR
HAYVANLARDAKİ ALGILAMA SİSTEMLERİ
OPTİK KONUSUNDA UZMAN CANLILAR
DOĞADAKİ MEKANİK UZMANLARI
DENİZ ALTINDAKİ MÜHENDİSLER

Bu
site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
www.harunyahya.org
|