|
Uçmadan bahsedildiğinde aklımıza çoğu zaman
kuşlar gelir. Oysa yeryüzünde uçan canlılar sadece kuşlar değildir.
Birçok böcek türü kuşlarınkinden de üstün uçuş becerilerine sahiptir.
Kral kelebeği Kuzey Amerika'dan Orta Amerika'nın içlerine kadar
uçabilir. 4 Sinekler ve yusufçuklar
ise havada asılı durabilirler.
Evrimciler böceklerin 300 milyon yıl önce uçmaya başladıklarını
iddia eder. Buna karşın uçmaya başlayan ilk böceğin nasıl kanatlandığı,
nasıl havalandığı, havada nasıl kaldığı gibi temel sorulara verdikleri
hiçbir tutarlı cevap yoktur.
Evrimciler, sadece gövdedeki bazı deri tabakalarının evrim geçirerek
kanada dönüşmüş olabileceğini öne sürerler. Söz konusu iddianın
cılızlığını bildiklerinden olsa gerek, bunu doğrulayabilecek fosil
örneklerinin yetersiz olduğunu belirtmeyi de ihmal etmezler.
5
Oysa sinek kanatlarındaki kusursuz tasarım, her türlü "tesadüf"
iddiasını geçersiz bırakmaktadır. İngiliz biyolog Wootton Robin,
"Sinek Kanatlarının Mekanik Tasarımı" başlıklı bir makalede şöyle
yazar:
"Sinek kanatlarının işleyişini öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın
ne denli hassas ve kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz... Son derece
elastik özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi
için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek
biçimde hassasiyetle bir araya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla
boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir."
6
Öte yandan, sineklerin hayali evrimine delil oluşturabilecek tek
bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé "böceklerin
kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz" 7
derken bunu itiraf eder. Şimdi evrimcileri karanlık içinde bırakan
bu canlıların bazı ilginç örneklerini birlikte inceleyelim.
YUSUFÇUKLARIN KOMPLEKS
YAPISI
Yusufçuklar kanatlarını kendi üzerlerine katlayamaz. Ayrıca uçma
kaslarının kanatları hareket ettirme şekli diğer böceklerinkinden
farklıdır. Sırf bu özellikleri nedeniyle evrimciler yusufçukların
"ilkel böcekler" olduğunu iddia ederler.
Oysa "ilkel böcek" denen yusufçukların uçuş sistemi bir tasarım
harikasıdır. Dünyanın önde gelen helikopter üreticisi Skorsky, son
modelinin tasarımını yusufçuğu örnek alarak gerçekleştirmiştir.
8 Bu projede Skorsky'e yardım eden IBM firması,
yusufçuğun resmini bir bilgisayara (IBM 3081) yükleyerek çalışmaya
başlamıştır. Bilgisayarda, yusufçuğun havadaki manevraları da göz
önüne alınarak 2000 adet özel çizim gerçekleştirilmiştir. Çalışma
sonunda yusufçuktan alınan örneklerle Skorsky''in asker ve mühimmat
taşımak için ürettiği yeni modeli ortaya çıkmıştır.
Doğa fotoğrafçısı Gillian Martin ise yusufçukları incelemek amacıyla
2 yıl süren bir çalışma yürütmüştür. 9
Bu çalışma sonunda elde edilen bilgiler, bu canlıların son derece
kompleks bir uçuş sistemine sahip olduklarını göstermektedir.
Yusufçuğun vücudu, metalle kaplanmış izlenimi veren halkalı bir
yapıya sahiptir. Buz mavisinden bordoya kadar çeşitli renklerdeki
gövdenin üzerinde çaprazlama yerleşmiş iki çift kanat bulunur. Bu
yapı sayesinde, yusufçuk çok iyi bir manevra yeteneğine sahiptir.
Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters
yönde uçmaya başlayabilir. Veya havada sabit durup avına saldırmak
için uygun bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu yerde
kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir. Çok kısa bir zamanda,
böcekler için şaşırtıcı sayılabilecek bir hıza; saatte 40 km'ye
ulaşır (Olimpiyatlarda 100 m. koşan atletlerin hızı saatte 39 km
kadardır).
Bu hızla avına çarpar. Çarpmanın şoku çok şiddetlidir. Ama yusufçuğun
zırhı hem çok sağlam hem de çok esnektir. Zırhın esnek yapısı çarpmadan
doğan enerjiyi emerek böceği rahatlatır. Ama aynı şeyi avı için
söylemek mümkün değildir. Yusufçuğun avı, çarpmanın yarattığı şok
ile ya tamamen sersemler ya da ölür.
Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en etkili silahları olan arka
bacakları devreye girer. Uçuş sırasında arkaya doğru kıvrık olan
bacaklar, hızla öne açılarak sersemlemiş olan avı havada yakalar.
Artık sıra çelikten farksız olan alt çeneye gelmiştir. Av kısa sürede
parçalanarak yenir .
Çok yüksek hızlarda uçarken ani manevralar yapabilen yusufçuğun
görme yeteneği de kusursuzdur. Yusufçuk gözü, dünyanın en iyi böcek
gözü olarak kabul edilir. Her birinde 30.000 kadar ayrı mercek bulunan
bir çift göze sahiptir. İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı
kadar yer kaplayan gözler, böceğe çok geniş bir görüş sahası sağlar.
Yusufçuk gözleri sayesinde neredeyse arkasında olup bitenleri bile
gözleyebilir. 10
Görüldüğü gibi yusufçuk her biri tek tek mükemmel yapıya sahip
bir sistemler bütünüdür. Bu sistemlerin herhangi birindeki küçük
bir eksiklik, diğer sistemlerin işe yaramamasına yol açacaktır.
Ama sistemlerin hepsi kusursuzca yaratılmıştır ve bu sayede canlı
yaşamını sürdürür.
Yusufçuğun Kanatları
Yusufçuğu yusufçuk yapan en önemli özelliği kanatlarıdır. Kanatların
kullanılmasına imkan tanıyan uçuş mekanizmasının kademeli evrim
modeli ile açıklanması ise mümkün değildir. Her şeyden önce kanat
kavramı evrim için bir çıkmazdır. Çünkü kanatlar sadece bütünüyle
gelişmiş oldukları takdirde iş görür.
Bir an için herhangi bir dış etken nedeniyle, karadaki bir böceğin
genlerinde bir değişim (mutasyon) yaşandığını ve gövdedeki bazı
deri tabakalarında belirsiz bir değişim olduğunu varsalım. Bunun
üzerine yeni mutasyonlar eklenerek 'tesadüfen' bir kanat oluşmuş
olabileceğini öngörmek tamamen akıl dışıdır. Çünkü gövdede meydana
gelecek mutasyonlar, böceğe çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi
karadaki hareket kapasitesini de iyice azaltacaktır. Çünkü böcek
henüz uçmasına yaramayan, ama kendine ağırlık yapan bu yapıları
taşımak zorundadır. Bu ise, bu böceği diğer hem cinslerine göre
daha dezavantajlı kılacaktır. Evrim teorisinin temeli olan doğal
seleksiyon mantığına göre, bu sakat canlının ve onun neslinin elenip
yok olması gerekir.
Kaldı ki mutasyonlar çok nadir görünen değişikliklerdir. Dahası
canlılara her zaman zarar verir, çoğu zaman ölümcül sakatlıklara
yol açar. Dolayısıyla başlangıçtaki böceklerin gövdesindeki oluşumların,
küçük küçük mutasyonlarla yusufçuğun uçuş mekanizmasına dönüşmesi,
her yönden imkansızdır. Tüm bunların ardından şu soruyu soralım:
Tüm imkansızlıklara rağmen evrimcilerin senaryosu gerçekleşmiş olsa
dahi, bu senaryoyu doğrulayacak olan "ilkel yusufçuk" fosilleri
neden bir türlü bulunamamaktadır?
Elimizdeki en eski yusufçuk fosilleri ile bugün yaşayan örnekleri
arasında hiçbir fark yoktur. Bu en eski fosillerden önce yaşamış
hiçbir "yarım yusufçuk", "kanatları yeni yeni beliren yusufçuk"
kalıntısı yoktur.
Bu canlılar da, diğer türler gibi, bir anda ortaya çıkmış ve bugüne
kadar değişmeden gelmişlerdir. Yani, Allah tarafından yaratılmış
ve hiçbir "evrim" geçirmemişlerdir.
Böceklerin iskeletleri kitin adlı bir dizi eklemli sert tabakadan
meydana gelmektedir. Bu tabakalar dış iskelet yapısını oluşturacak
kadar sağlam nitelikte yaratılmıştır. Aynı zamanda uçma kaslarının
etkisiyle esneyebilme özelliğine de sahiptir. Kanatlar ise hem öne-arkaya
hem de yukarı-aşağı hareket edebilir. Kanatların bu hareketi, kendilerini
gövdeye bağlayan karmaşık bir eklem yapısı sayesinde gerçekleşir.
Yusufçuğun sırtında biri önde diğeri arkada olmak üzere iki çift
kanat vardır. Kanatlar karşıt zamanlı olarak çalışır. Yani öndeki
iki kanat yükselirken, arkadaki iki kanat alçalır. Kanatların hareketi
iki karşıt kas grubunun hareketi ile sağlanır. Kasların bir ucu
gövdenin içinde kaldıraç şeklindeki uzantılara bağlıdır. Bir kas
grubu kasılarak bir çift kanadın yükselmesini sağlarken, öteki kas
grubu da aynı oranda esneyerek ikinci çiftin alçalmasını sağlar.
Helikopterler de aynı yöntemle alçalıp yükselir. Bu nedenle yusufçukların
diğer bir adı da helikopter böceğidir.
Yusufçuğun Metamorfozu
Dişi yusufçuklar çiftleşme sonrası yeni bir çiftleşme yapmak istemez.
Ancak bu durum bilimsel adı Calopteryx virgo olan yusufçukların
erkekleri için bir engel teşkil etmez. Kuyruğundaki iki kancası
ile erkek, dişiyi boğazından yakalar (1). Dişi de ayaklarıyla erkeğin
kuyruğunu iyice sarar. Erkek kuyruk kısmındaki özel çıkıntıları
kullanarak (2), önce dişiye başka erkeğin yerleştirdiği spermleri
olabildiğince temizler. Daha sonra sperm açıklığındaki tohumlarını
dişinin üreme açıklığına bırakır. Bu durum saatlerce sürdüğünden
bazen erkek ve dişi yusufçuğun beraber uçtuğu da olur. Yusufçuk
döllenmeden sonra olgunlaşan yumurtalarını bir göl veya havuzcuğa
bırakır (3). Yumurtadan çıkan larva 3-4 yılını suyun içinde geçirir
(4). Bu süre içinde yakalayabildiği her şeyi yiyerek iştahla beslenir
(5). Bunun için, bir balığı yakalayabilecek hızda yüzmesini sağlayan
bir vücut ve avını parçalayabilecek güçte çenelerle yaratılmıştır.
Larva büyüdükçe vücudunu saran deri ona dar gelir. Tam dört defa
kendine dar gelen bu kıyafetini değiştirir. Son değişim zamanı geldiğinde
sudan çıkarak bir kamışa veya yosunlu bir kayaya tırmanmaya başlar
(6). Bacakları işlemez hale gelene kadar tırmanır. Ayaklarının ucundaki
kancalar sayesinde kendini sabitler. Bu sırada kayıp düşmek, ölmek
demektir.
Bu son değişim, diğer dördünden daha farklıdır. Allah, muhteşem
bir yaratışla, larva halindeki canlıyı kusursuz bir uçucu haline
getirir.
İlk olarak eski larvanın sırtı çatlar (7). Çatlak baştan sona doğru
genişleyerek bir yarık halini alır. Bu yarığın içinden, sudaki canlı
ile hiçbir ilgisi olmayan bir başka canlı çıkmak için çabalamaktadır.
Son derece narin görünen bedenini, eski bedenin içinden çıkan ve
onu emniyet kemeri gibi saran bağlar tutmaktadır (8). Bu bağlar
ideal bir sağlamlık ve esneklikte yaratılmıştır. Eğer bağlar daha
sert ve sağlam olsaydı, böceğin yarığın içinden doğrulması imkansız
olacaktı. Aksi durumda ise bağlar yeni vücudu taşıyamayarak kopacaktı.
Bu da henüz gelişmemiş olan larvanın suya düşüp ölmesine neden olacaktı.
Öte yandan yusufçuğun kabuk değiştirme işlemini kolaylaştıracak
özel mekanizmalar devreye girer. Yusufçuğun yeni vücudu, eskisinin
içinde iken sıkışıp büzülmüştür. Bu vücudu "açabilmek" için, özel
bir pompa sistemi ve bu pompada kullanılan özel bir vücut sıvısı
yaratılmıştır. Yarıktan dışarı çıkan kısımlara vücut sıvısı pompalanarak,
böceğin sıkışıp büzüşmüş haldeki kısımları genişletilir (9). Bu
arada işlemeye başlayan kimyasal çözücüler, yeni bacaklara hiçbir
zarar vermeden, eski bacaklarla olan bağı koparır. Bacaklardan bir
teki eski zırhın içine sıkışırsa bu bir felaket olacaktır, ama işlem
kusursuzca gerçekleşir. Bacaklar denenmeden önce yirmi dakika kadar
kuruyup sertleşmeleri beklenir.
Kanatlar ise önceden gelişmiştir, fakat katlı bir durumdadır. Güçlü
vücut kasılmaları ile kanat damarlarına vücut sıvısı pompalanarak
buradaki dokuların iyice gerginleşmesi sağlanır (10). Kanatlar uzayıp
gerildikten sonra kurumaları için bir süre daha beklenecektir (11).
Eski vücut tamamen terk edildikten ve kuruma işlemi de tamamlandıktan
sonra yusufçuk bütün ayakları ve kanatlarını bir denemeye tabi tutar.
Bacaklar tek tek bükülüp açılır, kanatlar ise kaldırılıp indirilir.
Nihayet böcek uçmak için tasarlanmış formunu kazanmıştır. İnsan
kendi gözüyle görmezse, bu kanatlı güzelliğin, sudan çıkan tırtılımsı
canlıyla aynı hayvan olduğuna inanamaz (12). Yusufçuk son olarak
pompalama işleminin başarıyla çalışması için fazla vücut sıvısının
son damlasını da dışarı atar. Artık metamorfoz tamamlanmıştır, böcek
uçmaya hazırdır.
Bu mucizevi dönüşümün nasıl ortaya çıktığını düşündüğümüzde ise,
evrim iddiasının akıl dışılığı ile bir kez daha yüzyüze geliriz.
Çünkü evrim teorisi, canlıların sadece tesadüfi değişikliklerin
sonucunda ortaya çıktıklarını iddia eder. Oysa yusufçuğun yaşadığı
metamorfoz, tek bir aşamasında bile en ufak bir hataya izin verilemeyecek
son derece hassas bir işlemdir. Bu aşamaların herhangi bir noktasında
çıkacak ufacık bir pürüz, metamorfozun tamamlanamamasına neden olacak
ve dolayısıyla yusufçuğun sakat kalmasıyla ya da ölmesiyle sonuçlanacaktır.
Metamorfoz tam anlamıyla "indirgenemez kompleks" bir süreçtir. Dolayısıyla
açık bir tasarım ispatıdır.
Kısacası, yusufçuğun metamorfozu, Allah'ın canlıları ne denli kusursuz
bir yaratılışla var ettiğini gösteren sayısız delilden biridir.
Allah tek bir böcekte muhteşem sanatını göstermektedir.
UÇUŞUN MEKANİĞİ
Sineklerin kanatları, sinirler aracılığıyla iletilen elektrik
sinyallarine göre titreşir. Örneğin bir çekirgede her bir sinir
sinyali, kanadı çalıştıran kasın bir defa büzülmesine neden olmaktadır.
'Kaldırıcılar' ve 'indiriciler' olarak adlandırılan iki karşıt kas
grubu, zıt yönlerde çalışarak kanatların yukarı-aşağı hareket etmelerini
sağlar.
Çekirgeler kanatlarını saniyede 12-15 kez çırpar, ama küçük böcekler
uçmak için aynı süre içinde daha sık kanat hareketi yapar. Örneğin
balarıları, eşek arıları ve sinekler saniyede 200-400 kez kanat
çırparken bu sayı tatarcıklarda ve 1 mm. boyundaki bazı parazitlerde
1000'e kadar çıkmaktadır. 11
Saniyede bin kez kanat çırpabilen, bu olağanüstü hareket sonucunda,
yanmayan, aşınmayan, yıpranmayan 1 mm.lik bir uçuş makinesi, yaratılışın
kusursuzluğunu gösteren açık bir delildir.
Bu uçuş makinelerini biraz daha yakından incelediğimizde ise, sahip
oldukları tasarıma olan hayranlığımız daha da artar.
Başta kanat çırpma hareketinin sinirler aracılığıyla iletilen elektrik
sinyallerine dayandığını söylemiştik. Ancak bir sinir saniyede en
fazla 200 sinyal yollayabilme kapasitesine sahiptir. Öyleyse küçük
uçucu böcekler saniyede 1000 kanat çırpışını nasıl gerçekleştirir?
Saniyede 200 kez kanatlarını çırpan sinekler, çekirgelerden farklı
bir sinir/kas ilişkisine sahiptir. Her 10 kanat çırpışı için sinirden
sadece 1 sinyal gelir. Ayrıca lifli kaslar olarak adlandırılan kanat
kasları, çekirgede bulunan kaslardan farklı çalışmaktadır. Uyarıcı
sinir sinyalleri kasların yalnızca uçuşa hazırlanmasını düzenlemekte,
kaslar belli bir gerilime ulaştıklarında kendi kendilerine büzülmektedir.
Sinekler, arılar, eşek arıları gibi bazı böcek türlerinde ise,
kanat çırpmayı "otomatik" hale getiren bir sistem vardır. Bu böceklerde
uçuşu sağlayan kaslar, gövdedeki kemiklere doğrudan bağlı değildir.
Kanatlar göğse bir tür menteşe işlevi gören bir eklemle bağlanır.
Kanatları hareket ettiren kaslar da göğsün alt ve üst yüzeylerine
bağlı bulunmaktadır. Bu kaslar büzüldüğünde de göğüs ters yönlerde
gidip-gelmekte, böylece de kanatlar aşağıya çekilmektedir.
Bir grup kasın büzülmesi otomatik olarak karşıt bir kas grubunun
gerilemesine ve daha sonra da kendiliğinden büzülmesine yol açmaktadır.
Yani bir "otomatik sistem" söz konusudur. Böylece bir kez başlayan
kanat hareketleri, sistemi denetleyen sinirlerden tersi bir uyarıcı
sinyal gelmedikçe kesintisiz sürmektedir. 12
Bu haliyle uçuş mekanizması, kurulma yoluyla yayı sıkıştırılan
bir saatin çalışmasına benzetilebilir. Parçalar öyle yerleştirilmiştir
ki, tek bir hareket, kanatların çok kolay bir biçimde çırpılmasını
sağlamaktadır. Burada kusursuz bir tasarım olduğunu görmemek imkansızdır.
Allah'ın kusursuz yaratışı, açıkça ortadadır.
Böceklere Özel Solunum Sistemi
Sinekler, kendi büyüklükleri ile karşılaştırıldığında son derece
yüksek hızlarda uçar. Yusufçukların uçuş hızı saatte 40 km.'ye kadar
çıkabilir. Onlardan daha küçük olan at sineklerinin uçuş hızı ise
saatte 50 km.ye erişebilmektedir. Bu hızlar, bir insanın saatte
bir kaç bin kilometre hızla uçmasıyla eşdeğerdir. İnsanlar bu hıza
sadece jet uçakları sayesinde ulaşabilirler. Ancak jet uçaklarının
boyutunun da oldukça büyük olduğu düşünülürse, sineklerin bu uçaklardan
bile daha hızlı uçtukları anlaşılır.
Jetler sahip oldukları yüksek hız motorlarını çalıştırabilmek için
çok özel yakıtlar kullanır. Sineklerin uçuşu da yine yüksek bir
enerji gerektirir. Dahası, bu enerjiyi yakmak için bol miktarda
oksijene ihtiyaçları vardır. İşte bu yüksek oksijen gereksinimi,
sineklerin ve diğer böceklerin vücuduna yerleştirilen olağanüstü
bir solunum sistemiyle karşılanır.
Bu solunum sistemi, bizimkinden çok farklıdır. Biz havayı akciğerlerimize
çekeriz. Oksijen burada kana karışır, sonra da kan yoluyla tüm vücuda
dağılır. Ama sineklerdeki oksijen gereksinimi o kadar fazladır ki,
oksijenin kan yoluyla hücrelere gitmesini bekleyecek zaman yoktur.
Bu nedenle çok özel bir sistem tasarlanmıştır. Hava, sinek vücudunun
farklı bölgelerine kılcal kanallar yoluyla dağılır. Aynı vücudu
saran damar sistemi gibi, çok sayıda kanala ayrılan bir de hava
sistemi vardır. Bu sayede uçuş kaslarını oluşturan hücreler oksijeni
doğrudan bu kanallardan alır. Bu sistem aynı zamanda saniyede 1000
devir gibi yüksek rakamlarla çalışan kasların soğutulmasını da sağlamaktadır.
Bu sistemin çok açık bir yaratılış örneği olduğu ise açıktır. Bu
denli hassas bir tasarım, hiçbir tesadüfi süreçle açıklanamaz. Bu
sistemin evrimin iddia ettiği gibi kademeli olarak gelişmesi de
imkansızdır. Çünkü hava kanalları tam olarak kurulup çalışmadığı
sürece, ara aşamalar canlıya avantaj sağlamayacak, aksine solunum
sistemini verimsiz hale getirip ona zarar verecektir.
Baştan beridir incelediğimiz tüm bu sistemler, sinekler gibi belki
fazla önemsemediğimiz canlılarda dahi olağanüstü bir tasarım olduğunu
göstermektedir. Tek bir sinek dahi, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu
gösteren bir mucizedir. Öte yandan, Darwinizm'in ortaya attığı hayali
"evrim süreci" ise, bu sineğin tek bir sistemini dahi oluşturmaktan
uzaktır.
Allah Kuran'da insanları bu gerçek üzerinde düşünmeye şöyle davet
eder:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
-hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile
yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da
ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi,
73)
|

Sineklerin ve diğer böceklerin
yüksek oksijen ihtiyacını çözmek için vücutlarında olağanüstü
bir sistem yaratılmıştır: Hava, aynı kan dolaşımında olduğu
gibi, özel tüpler sayesinde doğrudan dokuların içine ulaştırılır.
Yukarıda, bu sistemin çekirgelerdeki örneği görülüyor:
A) Çekirgenin nefes borusunun elektron mikroskobu ile çekilmiş
resmi. Tüpün etrafında elektrik süpürgelerinin hortumunda
olduğu gibi borunun duvarını kuvvetlendiren spiraller vardır.
B) Her bir nefes borusu tüpü, böceğin hücrelerine oksijen
taşımakta ve atık karbondioksiti toplamaktadır.
|
|
"BİR SİNEK BİLE YARATAMAZLAR..."
|
Tek bir sinek bile, insanoğlunun
ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür.
Dahası sinek "canlı"dır. Uçaklar ya da helikoperler
birzaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır. Sinek
ise kendisinin benzerlerini üretir.
|
"Ey insanlar,
(size) bir örnek verildi şimdi onu dinleyin.
Sizin Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
- hepsi biraraya gelseler dahi- gerçekten
birsinek dahi yaratamazlar... Onalr, Allah'ın
kadrini hakkıyla takdir etmediler. Şüphesiz
Allah, güç sahibidir, azizdir.'
(Hac Suresi, 73-74)
|
|
Bir karasineğin uçuşu, son derece
kompleks bir iştir. Sinek önce, yön belirlemeye yarayan
organlarını büyük bir titizlikle gözden geçirir. Daha sonra,
ön tarafındaki denge organlarını ayarlayarak uçuş pozisyonunu
alır. Son olarak, duyargalarının ucundaki alıcılar sayesinde,
rüzgarın şiddeti ve yönüne göre kalkış açısını saptar. Ve
nihayet havalanır. Ama tüm bunlar saniyenin yüzde biri kadar
bir zaman sürmüştür. Uçuşa geçer geçmez kısa bir sürede
hızlanabilir ve giderek saatte 10 kilometre gibi bir hıza
ulaşabilir...
Onun için rahatlıkla "akrobatik
uçuş ustası" tanımı kullanılabilir. Havada olağanüstü zig
zaglar çizerek uçabilir. Beklenmedik, ani ve sert dönüşler
yapabilir. Bulunduğu noktadan dikey olarak bile havalanabilir...
Ne kadar elverişsiz ve kaygan olursa olsun, her türlü yüzeye
rahatlıkla konabilir.
 |
Karasinek, yiyecekleri
yemeden önce, hortum biçimindeki ağzında
bulunan tüpleriyle ona dokunup "kalite kontrolü"
yapar. Sinek, diğer bir çok canlıdan farklı
olarak besinlerini dışarıda sindirir. Bunun
için hortumları sayesinde besinlerinin üzerine
çözücü bir sıvı boşaltır. Bu sıvı, besini
sineğin emebileceği kıvama getirir. Sinek
daha sonra hortumuna bağlı emici pompalarla
besini içine çeker.
|
|
Sinek
en kaygan zeminlerde bile rahatlıkla dolaşabilir,
evlerin tavanlarında saatlerce asılı durabilir.
Ayakları, camlere, duvarlara veya tavanlara
konmak için bir dağcıdan daha donanımlıdır.
Eğer içeri çekilebilen pençeleri tutunmaya
yetmezse, ayağının ucundaki vantuzlar onu
zemine iyice yapıştırır. Bu vantuzların
tutuş özelliği, salgılanan özel bir sıvı
ile arttırılmıştır.
|
 |
 |
Sineğin uçuş yeteneği,
kanadındaki üstün tasarımdan kaynaklanır.
Kanatların kenarları, yüzeyi ve kanat damarları,
algılayıcı hassas kıllarla kaplıdır. Sinek
bu kıllarla hava akımlarını ve mekanik baskıları
tespit eder.
|
 |
|
Bu müthiş uçucunun bir
başka gösterisi, evlerin tavanına konabilmesidir... Yerçekimi
gereği tavanda duramaması ve yere düşmesi gerekir... Ama
bu imkansızı gerçekleştirebilmesi için özel sistemlerle
yaratılmıştır. Bacaklarının uç kısımlarında çok küçük
vantuzlar vardır. Dahası bu vantuzlar belli bir yüzeyle
temas ettiklerinde yapışkan bir sıvı salgılar. İşte bu
yapışkan sıvı sayesinde karasinek tavana asılı kalabilir.
Tavana doğru yaklaştığında bacaklarını öne doğru uzatır
ve tavana dokunduğunu hissettiği anda, geldiği yönün tam
aksine doğru bir takla atarak tavan yüzeyine karınüstü
tutunur... Karasinek iki kanada sahiptir. Bir bölümü vücudun
içine gömülü olan bu kanatlar, sinirlere bölünmüş çok
ince bir zardan oluşur ve birbirinden bağımsız hareket
edebilir. Ancak uçuş halinde, tıpkı tek kanatlı uçaklarda
olduğu gibi, tek bir eksen üzerinde gidip gelirler. Bu
kanatların hareketini sağlayan kaslar, sinek uçmaya başladığında
kasılır, inişe geçtiğinde gevşer. Uçuşa başlarken sinirlerin
denetlediği bu kas ve kanat hareketleri, bir süre sonra
otomatik hale gelir.
Kanatların yüzeyinde
ve başın arka kısmında bulunan dokunma organları, uçuş
ile ilgili bilgileri anında beyine ulaştırır. Sinek, uçuş
halindeyken yeni bir hava akımıyla karşılaşırsa, bu dokunma
organları hemen beyne gerekli sinyalleri gönderir. Kaslar
da beyinden gelen sinyallere göre kanatları bu yeni duruma
uygun biçimde çalıştrmaya başlar. Sinek bu organları sayesinde,
kendisine karşı kalkan bir sinekliğin havada oluşturduğu
fazladan rüzgarı hemen algılar ve çoğu kez uçup kurtulur.
Karasinek, kanatlarını bir saniyede yüzlerce defa çırpabilir.
Bu hareket için, dinlenme sırasında harcadığı enerjinin
yaklaşık yüz katı bir enerji harcar. Bu açıdan oldukça
güçlü bir yaratıktır. Çünkü insan metabolizması normal
temposuna oranla en fazla 10 kat daha enerji harcayabilir.
Üstelik insan böyle yoğun bir enerji tüketimini en fazla
bir kaç dakika sürdürebilir. Oysa karasinek kanatlarını
bu ritimle tam yarım saat boyunca çırpabilir ve bu tempoda
bir kilometreden fazla mesafe katedebilir.
|

4. "Le Grand Voyage du Papillon" , Science Illustre, sayı
5, Mayıs 1993, s. 41.
5. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi, İstanbul:
Görsel Yayınlar, 1983-84, s. 2674.
6. J. Robin Wooton, "The Mechanical Design of İnsect Wings",
Scientific American, cilt 263, Kasım 1990, s.120.
7. Pierre - P. Grasse, Evolution of Living Organisims, New York:
Academic Press, 1977, s. 30.
8. "Exploring The Evolution of Vertical Flight - at The Speed
of Light", Discover, Ekim 1984, s.44-45.
9. "Helikopter Böceği", Star, 16 Ağustos 1984, s. 32-33.
10. David Attenborough, Yaşadığımız Dünya, İstanbul: İnkılap Kitabevi,
1982, s. 52.
11. Ali Demirsoy, "Yaşamın Temel Kuralları / Omugasızlar /
Böcekler / Entomoloji", Ankara: Meteksan AŞ., cilt II, kısım
II, 1992, s. 737
12. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi, İstanbul:
Görsel Yayınlar, 1983-84, s. 2676. 

Bu
site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
www.harunyahya.org
|